İçeriğe geç

Hazreti Ali’nin (radiyallâhu anh) şahsı hakkındaki övgü dolu hadislerin diğer halifelere dair hadislerden daha çok yayılmasının sırrı şudur: Emevîlerin ve Hâricîlerin ona haksız hücumlarına ve onu kusurlu bulmalarına karşılık, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan hak yolundakiler, Hazreti Ali hakkındaki rivayetleri çok yaydılar. Diğer üç raşit halife ise öyle tenkitlere fazla maruz kalmadıkları ve kusurla itham edilmedikleri için onlara dair hadislerin aynı derecede yayılmasına ihtiyaç görülmedi.

Hem Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), istikbalde Hazreti Ali’nin (radiyallâhu anh) elem verici hadiselere ve cemaatinin içinde fitnelere maruz kalacağını peygamberlik nazarıyla görmüş, Hazreti Ali’yi (radiyallâhu anh) ümitsizlikten, ümmetini de onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için مَنْ كُنْتُ مَوْلَاهُ فَعَلِيٌّ مَوْلَاهُ gibi mühim hadislerle onu teselli etmiş ve ümmetine doğru yolu göstermiştir.

Şîa-yı Velâyet’in Hazreti Ali’ye karşı aşırı sevgisi ve tarikatların onu diğer halifelerden üstün tutmaları, kendilerini Şîa-yı Hilafet kadar sorumlu yapmaz. Çünkü tarikat ehli, meslekleri itibarıyla mürşitlerine muhabbetle bakarlar. Muhabbetin gereği ifrattır. Sevdikleri zâtı makamından daha üstün görmeyi arzu eder ve öyle görürler. Muhabbetin taşkınlıklarında hâl ehli mazur olabilir. Ancak onların bu sevgiden dolayı Hazreti Ali’yi üstün tutması, diğer üç Raşit Halifeyi kınamamak ve onlara düşmanlık beslememek şartıyla, İslam esaslarının dışına çıkmamak kaydıyla mazur görülebilir.

Şîa-yı Hilafet ise içine siyasetin doğurduğu düşmanlık karıştığı için art niyetten, haddi aşmaktan kurtulamıyor, kusurlarını anlayıp özür dileme hakkını kaybediyor. Hatta لَا لِحُبِّ عَلِيٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ cümlesini tasdik eder şekilde, İran milliyeti Hazreti Ömer’in (radiyallâhu anh) eliyle yara aldığı için intikamlarını Hazreti Ali sevgisi şeklinde gösteriyorlar.

52