İçeriğe geç

kendi ümmetinde de İslam’a ait büyük vazifelerde, çoğu tarikat ve meslekte İsrailoğullarının peygamberleri misali Ehl-i Beyt’inin kutublarını görmüş. Onun için قُلْ لٓا أَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰى demesi emredilmiş ve ümmetinden Ehl-i Beyt’i sevmelerini istemiş. Bu hakikati teyit eden diğer rivayetlerde şöyle buyruluyor: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkıca sarılırsanız kurtulursunuz. Biri Allah’ın Kitabı, biri Ehl-i Beyt’im.” Çünkü sünnet-i seniyyenin kaynağı, koruyucusu ve ona her yönden sıkıca sarılmakla yükümlü olan, Ehl-i Beyt’tir.

İşte bu sırdan dolayı, şu hadisin hakikati Kitap ve Sünnet’e uymak olarak bildirilmiştir. Demek, Resûl-u Ekrem’in peygamberlik vazifesi yönüyle Ehl-i Beyt’ten muradı, sünnet-i seniyyesidir. Sünnet-i seniyyeye uymayı terk eden, hakiki Ehl-i Beyt’ten olmadığı gibi, Ehl-i Beyt’e gerçek dost da olamaz.

Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ümmetini Ehl-i Beyt’in etrafında toplamayı arzu etmesinin bir sırrı da şudur: Zamanla Ehl-i Beyt’in sayıca çoğalacağını Allah’ın izniyle bilmiş ve Müslümanların zaafa düşeceğini anlamış. O halde gayet kuvvetli ve sayıca çok, birlik ve dayanışma içinde bir cemaat lâzımdır ki, İslam âleminin manevî yükselişine vesile ve merkez olabilsin. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) Allah’ın izniyle düşünmüş ve ümmetinin Ehl-i Beyt’i etrafında toplanmasını arzu etmiş.

Evet, Ehl-i Beyt’in fertleri inanç ve iman hususunda başkalarından çok ileri olmasalar bile teslim ve taraftarlıkta çok öndedirler. Çünkü İslamiyet’e yaradılışları gereği, nesil ve soy bakımından taraftardırlar. Soyca taraftarlık zayıf, hatta haksız bile olsa, şanı bulunmasa da

49