nuranî kalb sahiplerinin kutubları olan evliya ve aydınlanmış akıl erbabı olan asfiya, indirilen bütün suhuf ve mukaddes kitaplarda, çok tekrar ettiğin vaatlerine ve tehditlerine dayanarak.. Senin kudret, rahmet, inayet, hikmet, celâl ve cemâlin gibi kutsî sıfatlarına, icraatına, celâlinin izzetine ve rubûbiyetinin saltanatına güvenerek.. keşifleriyle, müşahedeleriyle, ilmelyakîn imanlarıyla ebedî saadeti cinlere ve insanlara müjdeliyorlar. Dalâlet yolundakiler için cehennemin bulunduğunu haber veriyor, buna inanıyor ve şehadet ediyorlar.
Ey Kadîr-i Hakîm! Ey Rahman-ı Rahîm! Ey sözünde mutlaka duran sonsuz kerem sahibi! Ey izzet, büyüklük ve celâl sahibi
Kahhâr-ı Zülcelâl!
Bunca vaadini ve sadık dostlarını, bu kadar sıfat ve icraatını yalanlayıp rubûbiyet saltanatının katî gereklerini, sevdiğin ve onlar da tasdikle ve itaatle kendilerini Sana sevdiren sayısız makbul kulunun hadsiz dualarını ve davalarını reddederek, küfürle, isyanla ve Seni vaadinde yalanla itham etmekle her şeyi kuşatan tarif edilemez büyüklüğüne dokunan, celâlinin izzetine dokunduran, ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve rubûbiyetinin şefkatini müteessir eden dalâlet yolundakileri ve kâfirleri, haşri inkârlarında tasdik etmekten yüz bin derece mukaddes ve sonsuz derece münezzehsin, yücesin! Senin nihayetsiz adaletinin, güzelliğinin ve rahmetinin böyle sonsuz bir zulümden, çirkinlikten uzak olduğunu ilan ediyorum. سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا ayetini, vücudumun zerreleri adedince söylemek istiyorum.
O doğru sözlü elçilerin ve saltanatının ilancıları, hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn suretinde Senin ahiretteki rahmet hazinelerine, bekâ âlemindeki ihsanlarının definelerine ve saadet yurdunda tamamen ortaya çıkacak güzel isimlerinin harika, benzersiz cilvelerine şehadet ve işaret eder, onları müjdelerler. Ve bütün hakikatlerin kaynağı, güneşi ve koruyucusu olan Hak isminin en büyük parıltısının, büyük haşir hakikati olduğunu –iman ederek– Senin kullarına ders verirler.
Dipnotlar
- “Allah onların iddialarından münezzehtir, son derece yücedir, uludur.” (İsrâ sûresi, 17/43).