İçeriğe geç

emsalimin ve gelecek neslin büyük ve karanlık kabri suretinde göründü, dostluk hissi yerine dehşet saldı.

Sağ ve sol taraftan ürküp içinde bulunduğum güne baktım. O gün, gafil ve geçmişe dalmış nazarıma, yavaş yavaş ölmekte olan ve can çekişerek ızdırap duyan bedenimin cenazesini taşıyan bir tabut gibi göründü.

Bu taraftan da ümitsizliğe düşünce kafamı kaldırıp bakışımı ömrümün ağacımın başına yönelttim. Gördüm ki, o ağacın tek bir meyvesi var; o da benim cenazemdir, ağacın tepesinde duruyor, bana bakıyor.

Şu yönden de ürküp başımı aşağı eğdim, gözümü o ömür ağacımın köküne çevirdim. Aşağıda kemiklerimin toprağıyla yaratılışımın başladığı toprağın birbirine karışmış bir şekilde, ayaklar altında çiğnendiğini gördüm. Bu da değil derman olmak, derdime dert kattı.

Sonra mecburen arkama baktım. Temelsiz, fâni olan dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk karanlığında yuvarlanıp gidiyordu. Derdime merhem ararken zehir kattı.

O taraftan da hayır bulmadığımdan, nazarımı ileriye çevirdim. Gördüm ki, kabir kapısı tam yolumun üstünde ağzını açmış bana bakıyor. Onun arkasında ebediyet tarafına giden cadde ve o caddedeki kafileler uzaktan uzağa göze çarpıyor.

Ve bu altı yönden gelen dehşetler karşısında elimde, bana dayanak ve müdafaa silahı olacak, basit bir cüzî iradeden başka bir şey yok. O sayısız düşmana ve zararlı şeylere karşı tek silahı olan cüzî irade hem kusurlu, hem sınırlı, hem de aciz olduğundan ve yaratma kabiliyeti bulunmadığından, insanın elinden gayret etmekten başka bir şey gelmez. Cüzî iradem ne geçmiş zamana gidebilir ki, ondan bana gelen hüzünleri sustursun; ne de geleceğe hükmedebilir ki, oradan gelen korkuları yok etsin. O sınırlı iradenin geçmişe ve geleceğe dair elemlerime ve emellerime faydası olmadığını gördüm.

İşte bu altı yönden gelen dehşet, korku, karanlık ve ümitsizlik içinde çırpındığım sırada, birden Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan’ın semâsında parlayan iman nuru imdada yetişti. O altı yönü öyle nurlandırıp aydınlattı ki, gördüğüm karanlıklar, duyduğum korkular yüz kat artsaydı o nur yine de yeterdi; bütün o dehşetleri birer birer teselliye ve korkuları dostluğa çevirdi. Şöyle ki:

320