pek çok yerde hissediliyor. O şefkatteki fedakârlık, hakiki bir ihlâsı ve karşılıksız bir fedakârlık mânâsını ifade ettiğinden şimdi, bu zamanda çok mühimdir.
Evet, bir annenin evladını tehlikeden kurtarmak için hiçbir karşılık beklemeden ruhunu feda etmesi ve hakiki bir ihlâsla, yaradılıştan gelen vazifesi gereği kendini evladı için kurban etmesi, hanımlarda çok yüksek bir kahramanlık bulunduğunu gösteriyor. Bu kahramanlığın açığa çıkmasıyla hem dünyalarını hem de ebedî hayatlarını kurtarabilirler. Fakat bazı fena cereyanlar yüzünden, yaradılıştan gelen o kuvvetli ve kıymetli hususiyet ortaya çıkmaz veyahut kötüye kullanılır. Bunun yüzlerce örneğinden küçük bir tanesi şudur:
Şefkatli bir anne, çocuğunun dünya hayatında tehlikelere girmemesi, hep fayda görmesi için her fedakârlığı göze alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun!” diyerek bütün malını verir, onu hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun ebedî hayatının tehlikeye girdiğini düşünmez, dünyada hapisten kurtarmaya çalışırken onun cehennem hapsine düşmesini dikkate almaz. Yaradılıştan gelen şefkatinin tam zıddı bir şekilde, ahirette şefaatçi olması gereken o masum çocuğunu kendisine davacı yapar. O çocuk, “Niçin benim imanımı kuvvetlendirmeyip helâk olmama sebebiyet verdin?” diye şikâyet edecektir. Dünyada da İslam terbiyesini tam almadığı için annesinin harika şefkatine hakkıyla karşılık veremez, belki de çok kusur eder.
Eğer o hakiki şefkati kötüye kullanmadan, o şefkat sırrı ile biçare evladını ebedî hapis olan cehennemden ve ebedî idam olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya çalışsa, evladının yaptığı bütün iyilikler aynen annesinin amel defterine de geçeceğinden, vefatından sonra evladı iyilikleriyle her vakit onun ruhuna nurlar gönderecektir. Ahirette de değil davacı olmak, can-ı gönülden bir şefaatçi hükmüne geçip ebedî hayatta ona mübarek bir evlat olacaktır.
Evet, insanın ilk üstadı ve en tesirli öğretmeni, annesidir. Bu münasebetle ben şahsımda açıkça ve daima hissettiğim bir hakikati beyan ediyorum:
Şu seksen sene ömrümde, seksen bin zâttan bir şeyler öğrendiğim halde, yemin ederim ki, merhum annemden aldığım, sanki bana her