İçeriğe geç

bir menfaat için şeytanın ayağını öpecek kadar alçaklık gösterir. Hem zorbadır, fakat kalbinde bir dayanak noktası bulamadığı için aslında gayet aciz, kendini beğenmiş bir zorbadır. O taleben, asıl gayesi nefsinin heveslerini tatmin etmek olan, gayret ve fedakârlık perdesi altında kendi nefsinin menfaatini arayan, hırsını ve gururunu doyurmaya çalışan bir hilebazdır. Nefsinden başka hiçbir şeyi ciddi olarak sevmez. Her şeyi nefsine feda eder.

Kur’an’ın hâlis ve gerçek bir talebesi ise bir kuldur. Fakat en büyük varlıklara karşı bile kulluğa tenezzül etmeyen, cennet gibi en büyük bir menfaati bile kulluğunun gayesi yapmayan aziz bir kuldur. Halim selimdir, fakat Fâtır-ı Zülcelâl’inden başkası karşısında O’nun izni ve emri olmadan eğilmeye tenezzül etmez, yüksek gayret sahibidir. Fakirdir fakat Mâlik-i Kerim’inin ona ilerisi için sakladığı mükâfat ile kimseye muhtaç olmayan bir fakirdir. Zayıftır fakat kudreti sonsuz olan Efendi’sinin kuvvetine dayandığı için aslında kuvvet sahibi bir zayıftır. Kur’an, hakiki bir talebesine ebedî cenneti dahi gaye olarak göstermezken, bu geçici, fâni dünyayı ona hiç asıl gaye yapar mı? İşte iki talebenin gayretlerinin birbirinden ne kadar farklı olduğunu anla!

O hastalıklı felsefenin çıraklarıyla Kur’an-ı Hakîm’in talebelerinin hamiyetlerini ve fedakârlıklarını şöyle de kıyaslayabilirsin:

Felsefenin talebesi, kendi nefsi için kardeşinden kaçar, onun aleyhinde bulunur. Kur’an’ın talebesi ise göklerdeki ve yerdeki bütün salih kulları kendine kardeş görüp onlara samimi bir şekilde dua eder ve onların saadetleriyle mesut olur. Onlara karşı ruhunda şiddetli bir alâka hisseder ve duasında اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ der. Arş ve güneş gibi en büyük varlıkları itaatkâr birer memur ve kendi gibi birer kul, birer mahlûk kabul eder.

Hem iki talebenin ruhlarının yüceliği ve enginliği arasındaki farkı şuradan anla: Kur’an, talebelerinin ruhuna öyle bir genişlik ve yücelik verir ki, doksan dokuz taneli tesbih gibi, doksan dokuz ilahî ismin cilvelerini gösteren doksan dokuz âlemin zerrelerini, birer tesbih tanesi

176