İnsanlarla İyi Geçinmek

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ الله عَنْهُ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

رَأْسُ الْعَقْلِ

بَعْدَ اْلإِيمَانِ بِاللهِ

التَّوَدُّدُ إِلَى النَّاسِ

* * *

Sahabe-i güzîn efendilerimizin hadis ilminde

herkesçe hüccet kabul edilen seçkinlerinden

Hazreti Ebû Hureyre (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ ve etemmütteslîmât) şöyle buyurur:

“Aklın gereği,

Allah’a imandan sonra, O’nun için sevmek,

sevilmek ve insanlarla dost geçinmektir.”

(Mecmeu’z-Zevâid, 8/17; Biraz farkla, Beyhakî, Sünen, 10/109;

Taberanî, el-Mu’cemü’s-Sağîr, 2/21)

 

İnsanlarla İyi Geçinmek

Hadis-i şerifte aklın zirvesi Allah’a iman olarak bildirildikten ve en değerli konuma iman konulduktan sonra bunun ardından insanları sevmek, onlar tarafından sevilmek ve onlarla hoş geçinmek zikredilmiştir.

Allah’a gönülden iman eden kimse Allah’ı daha çok tanımaya çalışır. O’nu tanıdıkça daha çok sever ve sevdikçe de O’na daha çok ve daha derin kulluk eder. Böylece hep Allah’a daha yakın olmaya çalışır.

Allah’a samimiyetle bağlanan böyle akıllı bir kul, ibadetlerle O’na bağlılığını gösterdiği gibi Allah’ın kulları olan insanları da Allah’tan ötürü sever ve O’nun rızası için insanlara iyilikte bulunur, onlarla dostça geçinir. Nitekim hadis-i şeriflerde;

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

“İnsanlara karşı hep güzel ahlakla muamelede bulun!” (Tirmizi, Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned)

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ

مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ

“Müslüman, müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez ve ona ihanet edip yardımsız bırakmaz. Her kim, bir mü’min kardeşinin ihtiyacını görürse, Allah’da onun ihtiyacını görür.” (Buhari, Müslim) denilmiştir.

Allah için O’nun kullarını seven ve davranışlarını Allah’ın rızasına göre programlamış bu mü’min ve akıllı insanlar, Allah’ın bir mükafatı olarak insanlar tarafından sevilir ve sayılır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle anlatılmıştır:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا

“Rahman Allah, iman edip salih amel yapanları (hem kendi katında, hem de mah­luklar nezdinde) sevimli kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96)

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِي

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِي

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Zühd ve Dünyaya Rağbet Etmemek

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ الله عَنْهُ
 قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
اَلزُّهْدُ فيِ الدُّنْياَ  يُريِحُ الْقَلْبَ وَالْبَدَنَ
وَالرَّغْبَةُ فيِ الدُّنْياَ تُكْثِرُ الْهَمَّ وَالْحَزَنَ
وَالبَطَالَةُ تُقْسِي الْقَلْبَ

* * *                  
Sahabe-i kiram efendilerimizin en zahidlerinden
Hz. Abdullah b. Amr’ın
(radıyallahu anhum ecmaîn) rivayet ettiği bir hadiste,
Fahr-i Âlem Rasulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz
şöyle buyurmuştur:
“Dünyaya gönülde yer vermemek
hem kalbi rahatlatır hem de bedeni.
Ona perestiş etmek ise sadece tasa ve hüznü artırır.
Gayr-ı ciddi ve laubali olmaya gelince,
o, kalbi katılaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.”
(Müsned-i Şihab, 1, 188; Feyzu’l-Kadîr, 4, 74)

Zühd ve Dünyaya Rağbet Etmemek

Zühd kısaca dünya ve içindekileri kalben terk edip, yüzünü ahirete çevirmek ve gönlünü hep Allah’a açık tutmak olarak anlaşılabilir. Diğer bir tabirle bu dünyada semaviler gibi yaşayıp, halk içinde Hak’la beraber olma, ebedî olan ukbâ saadeti için, muvakkat dünya rahatını terk etme de denilebilir. Nitekim ayet-i kerimede Allah (celle celâluhû);

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَۤا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌوَإِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise, doğrusu işte gerçek hayat odur; eğer bilselerdi.” (Ankebût Sûresi, 29/64) buyurmaktadır.

Allah Rasulü  (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz, dünyanın nimetleri ayaklarının altına serildiği halde insanların en fakirleri gibi yaşamış ve dünyaya rağbet etmemişti.

Kendini Allah Rasulü’nün hayatına programlayan Allah dostu zahid bir mü’min, kendisi hiç fark etmese ve doğrudan böyle bir niyeti olmasa bile diğer insanlara nümune-i imtisal, örnek bir insan olur ve dinin yaşanması adına da onlara kuvve-i maneviye hükmüne geçer.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), “Dünyaya karşı zâhid ol ki Allah seni sevsin, insanların sahip oldukları şeylere karşı zahid ol ki insanlar seni sevsin.” buyurmuşlardır. (Hâkim, Müstedrek)

Sôfîlerin büyüklerinden Mâlik b. Dinar Hazretleri, “İnsanlar benim için zâhid diyorlar fakat asıl zâhid, Ömer b. Abdülaziz Hazretleri gibi dünyanın maddi imkanları önüne açıldığı halde onları elinin tersiyle itendir.” demiştir. Allah dostları zahid hakkında “eline geçen dünyalıklara sevinmeyen, elinden gidenlere de üzülmeyen” kimsedir demişlerdir.

İnsan, hakimiyetini yitirmediği takdirde dünya nimetleri zühde mani değildir çünkü böyle bir mü’min, o nimetleri Allah yolunda kullanmasını bilir ve bununla da ahiretine yatırım yapar.

Zühdle ilgili ölçüyü bildiren diğer bir ayet-i kerime şöylerdir:

وَابْتَغِ فِيمَۤا اٰتٰيكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِنْ كَمَا أَحْسَنَ اللهُ إِلَيْكَ

“Allah’ın sana verdiği her şeyde ahiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana ihsan da bulunduğu gibi sen de elindeki her türlü imkan ile Allah yolunda iyilik yap, sahip olduklarını O’nun rızası uğrunda harca.” (Kasas sûresi, 28/77)

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
 وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Mü’minin Şeref ve İzzeti

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ الله عَنْه

 قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّم

شَرَفُ الْمُؤْمِنِ قِيَامُ اللَّيْلِ

وَعِزُّهُ إِسْتِغْنَاؤُهُ عَنِ النَّاسِ

* * *                 

Hazreti Ömer Efendimizin müberek oğlu Hz. Abdullah’ın

(Allah ikisinden de ebediyyen razı olsun) rivayet ettiği bir kudsî hadiste,

İki cihan saadetinin vesilesi Rasulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz

şöyle buyurmuştur:

“Müminin şeref ve itibarı, gecelerini ibadetle geçirmesinde;

izzet ve haysiyeti de, gönül tokluğu içinde bulunup

insanlara el açmamasındadır.”

(Hâkim, el-Müstedrek; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat)

 

Mü’minin Şeref ve İzzeti

Allah katında değer verilen mü’min, kimsenin muttali olamadığı gece karanlıklarında  Allah’a ibadet edip dua dua O’na yalvarıp yakaran kimsedir. Allah dostlarının ifadesiyle gece koyları, Allah’a ulaştırma adına en mühim birer rıhtımdırlar. Peygamber Efendimiz İsrâ ve mi’rac yolculuğuna geceleyin çıkmış ve pek çok diğer Enbiyâ da geceleyin yol almışlardır.

Gece uykusunu Allah için bölen mü’min, kimseye duyurmadan hatta evinin duvarlarından ve kendi nefsinden dahi sakınarak ihlas içinde Rabbisine yönelir ve kalbini Allah’tan başka her şeyden uzaklaştırır. Bu gece kahramanları Kur’an-ı Kerim’de şöyle tavsif edilmişlerdir:

تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Teheccüd için yataklrın­an kal­kar, azabından endişe içinde, rahmetinden de ümitli olarak Rabbilerine dua edip yalvarırlar ve kendilerine nasib ettiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. İşte onların dünyada yaptıkları makbul işlere mükâfat olarak gözlerini aydın edecek, gönüllerini ferahlatacak hangi sürprizlerin, hangi nimetlerin saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde Suresi, 16-17.)

Allah Teâlâ bir hadis-i kudsîde şöyle buyurmuştur: “Salih kullarıma öyle nimetler hazırla­dım ki, onları ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de insanlardan birinin hatırından geçmiştir.”

Hadiste bahsedilen diğer önemli ve Allah katında kıymetli husus ise, mü’min kulun Allah’tan başkasına karşı istiğna, gönül zenginliği içerisinde olması ve insanlardan bir şey beklememesidir.

Allah Rasulü (aleyhissalatü vesselam) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ

“Gerçek zenginli mal-mülk çokluğu değildir. Hakiki zenginlik gönül zenginliğidir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Sôfîlerden bir Allah dostu “Bir kulun, diğer bir kuldan beklenti içinde olması, hapiste tutsak bir esirin, diğer bir esirden yardım beklentisi içinde olması gibidir.” diyerek yönelinecek kapının yalnızca Allah kapısı olduğunu pek latifâne işaret etmiştir. Bir diğer Hak dostu ise “İstediğini Allah’tan isteyen hiçbir zaman mahrum kalmaz, eli boş çevrilmez.” demiştir.

Konumuzla büyük alakası sebebiyle İbrahim Hakkı Hazretlerinin “Gecelerde” kafiyeli şiirini de hatırlamak istiyoruz.

 

Gecelerde

Ey dide nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde.

Bak heyet-i alemde bu hikmetleri seyret
Bul Saniini ol ana hayran gecelerde.

Çün gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Koy gafleti dildardan utan gecelerde.

Gafletle uyumak ne reva abd-ı hakıra
Şefkatle nida eyliye Rahman gecelerde.

Cümle geceyi uyuma Kayyum’u seversen
Ta Hay olasın hay ile ey can gecelerde.

Aşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim
Gönlün gözüne görüne ey can gecelerde.

Dil beyt-i Hüdadır anı pak eyle sivadan
Kasrına nüzül eyleye Rahman gecelerde.

Az ye az uyu hayrete var fani ol andan
Bul canı beka ol ana mihman gecelerde.

Allah için ol halka mukarin gece gündüz
Ey Hakkı nihan-ı aşk ödine yan gecelerde.

                            Erzurumlu İbrahim Hakkı

 

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

 وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِين

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Akıllı ve Aciz

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Akıllı ve Aciz

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ رَضِيَ الله عَنْهُ

 قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

اَلْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ

وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللهِ

* * *

Hazreti Şeddâd ibn Evs (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,

Kainatın Medar-ı İftiharı Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Akıllı kimse, sürekli kendi nefsini sorgulayan ve durmadan ölüm ötesi hayat için çabalayandır.

Nefsini hevâsının peşinde koşturan ve buna rağmen Allah Teâlâ’dan beklentileri olan

kimseye gelince o zavallının tekidir.”

(Tirmizi, Kıyame, 25; İbn Mace, Zühd, 21; Müsned, 4/124)

Dinimizde olay ve hadiseleri doğru okuyup doğru yorumlayan selim ve müstakim akla değer atfedilmiştir. Bir gün Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’a, bir kimseyi övdüklerinde O, “Siz bana onun aklından haber verin.” buyurmuşlardır. Elbette bu hadis-i şerifte bahsi geçen akıl, dünya ve içindekileri ahiret hesabına doğru değerlendirip ona göre davranan akıldır.

Maalesef, özgüven adı altında enaniyet ve bencillik pompalanan günümüzde akıllı olmak, bir başka insana üstün gelmek veya onları aldatmak şeklinde yanlış telakki edilmektedir. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala bizlere yalnızca hayırlı işlerde tenafüs (rekabetsiz yarış) içinde olmamızı ve salih amellerde birbirimize yardım etmeyi emretmiştir.

وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

“İşte yarışacak insanlar, hayırlı ameller işleyerek bu cennet nimetlerine kavuşmak için yarışsınlar!” (Mutaffifin Suresi, 26)

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ

“Siz iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve başkasına kötülük etmek, saldırmak hususunda birbirinizi desteklemeyin. Allah’a karşı gel­mekten sakının, takvalı olun.” (Mâide Suresi, 2)

Buna göre hadis-i şerifte vurgulanan husus; asıl akıllı kimsenin, başkalarının yakasından ellerini çekip hep kendi nefsinin kusur ve eksikleriyle meşgul olan, bunları gidermeye çalışan ve dünyadaki her işini Allah rızasına ulaşmak için ölüm ötesi hayata göre programlayan kimse olduğudur.

Bu gerçeklere karşılık, nefsini hep hevâ ve arzularını tatmin arkasında koşturmuş bencil ve günahta ısrar edenler ise asıl aciz ve zavallı kimselerdir. Bir de bunlar, kendilerini akıllı sanıp hep kuruntular içinde ömür sürerler.

Allah (celle celâluhû) bizleri tevbe ile O’na dua edip yalvaran ve her zaman nefsinin kusurlarıyla meşgul olan, salih amellerle hayat sürüp bununla yalnızca O’nun rızasını hedefleyen bahtiyar kullarından eylesin. Amin!

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

 وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِي

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Tebessüm ve Çok Gülmek

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ الله عَنْهُ

 قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

لاَ تُكْثِرُوا الضَّحِكَ

فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكِ

تُمِيتُ الْقَلْبَ

* * *                 

Hafıza dahisi Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh), İki cihan serveri Allah Rasulü (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Çok gülmeyiniz!

Zira çok gülmek kalbi öldürür.”

(İbn Mace, Zühd, 19)

 

Tebessüm ve Çok Gülmek

Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’ın hayatını ve onun vasıflarını anlatan siyer ve şemâil kitaplarında Allah Rasulü’nün insanların en çok tebessüm edeni, onların en tatlı ve güler yüzlüsü olduğuna dikkat çekilmiştir. O, asla kimseye surat asmamış, yüz ekşitmemiştir.

Hadislerde tebessümün bir sadaka olduğu bildirilmiş ve mü’minlerin güler yüzlü olması övülmüştür. İki mü’minin karşılaştıklarında birbirlerine selam verip el sıkışmaları, güler yüzle birbirlerine hal-hatır sormaları İslam büyükleri tarafından müslüman ahlakı olarak tarif edilmiştir.

Bu müslüman ahlakı, gayr-i müslimlere karşı da hassasiyetle temsil edilmesi gereken dinî ve insanî genel bir kuraldır. Unutulmuş sünnetleri ihya eden, yeniden hayata geçirenlere çok büyük sevap ve mükafatlar vaat edilmiştir. Hele İslam’ın güler yüzünün karartıldığı günümüzde, muhtaç olduğumuz bu İslami ve insani faziletlerin ihya edilmesi çok daha önem kazanmaktadır.

Yukarıda arzedilen hususlar yanında bir mü’minin diğer önemli bir ahlakı, onun hiçbir zaman şen-şakrak gülüp oynayan ve kahkahalar atan bir insan olmamasıdır. Sanki kıyamet ve ahiret yokmuşçasına, hesap, mizan, sırat, cennet ve cehennem unutulurcasına ferih-fahur yaşamak Kur’ân-ı Kerim’de, helak edilen kavimlerin ahlakı olarak bildirilmiştir.

Allah Rasulü (sallallahü aleyhi ve selem)’in azı dişleri görünecek şekilde bütün ömrü boyunca ancak bir-iki defa güldüğü nakledilmiştir. Evet, İnsanların en çok tebessüm edeni ve onların en güler yüzlüsü Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) çok gülmüyor ve biz ümmetine de bunu sıkı sıkıya tembih ediyor. Çünkü çok gülüp şen-şakrak yaşamak, Allah’la irtibatımızı sağlayan manevi kalbimizde yaralar açıyor, onu zehirliyor. Bunun için Allah (celle celâluhû) Kur’ân-ı Kerim’de

فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلًا وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا

“Artık az gülüp, çok ağlayın!” (Tevbe Suresi, 82) buyuruyor.

 

 

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Mizan ve Güzel Ahlak

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ (رَضِيَ الله عَنْهَا) سَمِعْتُ مِنَ النَّبِيِّ

(صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) يَقُولُ:

أَوَّلُ مَا يُوضَعُ فِي الْمِيزَانِ اَلْخُلُقُ الْحَسَنُ

* * *

Hazreti Ümmü’d-Derdâ (radiyallahu anhâ) Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Kıyamet günü mîzana ilk konulacak olan şey güzel ahlaktır.”

(Taberâni, el-Mu’cemü’l- Kebîr, 24/253)

 

Mizan ve Güzel Ahlak

Ayet ve hadislerde bildirildiğine göre insanlar ahirette hesap gününün dehşetinden kendilerini kurtaracak, onlara şefaatçi olacak kimse ve hayırlı amel arayacak, bunun için sağa-sola koşuşacak ve tanıdıkları kimselerden yardım isteyecekler. Fakat o gün herkes “Bugün ben kendi hesabımı nasıl vereceğimi bilemiyorum.” diyerek yardım taleplerini reddedecek. (Allah’ın şefaat izni verdiği peygamberler ve salih zatlar hariç).

Sahih hadislerde geçtiği üzere insanların ahirette ilk hesaba çekilecekleri ameller namaz, ardından zekat ve sonra da oruç olacaktır. Özellikle bu amellerde hesabını kolaylıkla verebilenlerin diğer hususlarda da hesaplarını kolaylıkla verebileceği bildirilmiştir.

İşte burada da çok çarpıcı olarak, ahirette mizan terazisine konulacak ilk sevabın, mü’minin dünyadaki güzel ahlakı olacağı bildirilmiş ve bunun önemine dikkat çekilmiştir. Bu konudaki bir ayet-i kerimede;

لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ

وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ

“Allah’tan başkasına ibadet etmeyin! Anneye, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin, insanlara hoş, tatlı söz söyleyin, namazı hakkıyla eda edin, zekâtı verin.”  (Bakara Suresi, 82) buyrulmuştur.

İlgili bir hadiste ise “Aklın gereği, Allah’a imandan sonra, O’nun için sevmek, sevilmek ve insanlarla dost geçinmektir.” (Beyhakî, Sünen) denmiştir. Benzer rivayetlerde de birbiriyle karşılaşan iki mü’min birbirine selam verir, tebessümle el sıkışıp hal-hatır sorarlarsa oracıkta günahlarının dökülüvereceği nakledilmiştir.

Görüleceği üzere pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif ile güzel ahlakın önemi ve ahiretteki kurtarıcılığı vurgulanmıştır. Mahlukatın en hayırlısı Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi vesellem) hakkında Kur’an-ı Kerim’de;

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ

“(Ey Habibim) Sen pek yüksek bir ahlak üzerindesin!” denilerek O, güzel ahlakı ile tebcil edilmiş, övülmüştür.

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ الْمُحْسِنِين

وَصَلِّ وَسَلِّمْ و بَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِين

Garip yahut Yolcu

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَنْ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ وَعُدَّ نَفْسَكَ فِي أَهْلِ الْقُبُورِ

* * *    

Allah Rasulü (aleyhissalatü vesselam)’ın dünyadaki iki vezirinden birisi Hz. Ömer (radıyallahü anh)’ın mübarek oğlu Abdullah b. Ömer hazretleri, Kainatın Medar-ı Fahri Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol ve kendini şimdiden kabir ehlinden say.”

(Buhari, Sahih; Tirmizi, Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned)

 

Garip yahut Yolcu

Allah Teala’nın Kitab-ı Kerim’i Kur’ân-ı Hakîm ve zahidlerin, abidlerin önderi Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi vesellem), bize dünya ve ahiretin mahiyetini ve bunlara ne kadar ehemmiyet verileceğini hakkıyla bildirmişlerdir. Bu minvaldeki bir ayet-i kerimede;

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللهُ الدَّارَ الآخِرَةَ وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِنْ كَمَا أَحْسَنَ اللهُ إِلَيْكَ

“Allah’ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye gayret göster. Dünyadan da nasibini unutma! (Dünyaya ihtiyaç ölçüsünde yönel). Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et (malını Allah yolunda infak et).” (Kasas, 77) buyrulmuştur.

Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) da bir hadis-i şeriflerinde “Benim dünya ile ne alakam olabilir ki! Benim durumum ancak bir süvarinin durumu gibidir ki ağacın altında bir müddet dinlenir ve sonra da yoluna devam eder.”

Görüldüğü üzere Efendimiz (s.a.s), dünyanın konumunu, ahiret yolculuğunda olan bizler için kısa bir dinlenme yeri olarak tarif etmiş ve her birine önemi kadar değer verilmesini istemiştir.

Anlaşılacağı üzere yukarıda geçen ayet ve hadislerin mihveri, insanoğluna verilen nimetlerin, geçici dünya hayatı için değil, ebedi ve daimi ahiret hayatı uğrunda kullanılmasıdır. Nitekim ayette “Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et (malını Allah yolunda harca).” buyrulmaktadır.

Hz. Osman ve Hz. Abdurrahman b. Avf gibi zengin sahabiler, bu çağrıya en güzel şekilde kulak vererek servetlerini dinin yüceltilmesi uğrunda harcamış ve Allah Teala da onlara daha fazlasını nasip etmiştir.

Dünyayı ukba buudlu yani Allah’a ve ahirete bakan yönüyle değerlendirebilmek ve bu amaçla kendimizi sık sık muhasebe etmek en güzel amellerden ve bizleri Allah’a ve O’nun Rasulüne yakınlaştıran en kıymetli hazinelerdendir.

 

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الزَّاهِدِينَ الْمُقَرَّبِينْ

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

İlim ve Rahmet

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ وَمَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إِلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمْ السَّكِينَةُ وَغَشِيَتْهُمْ الرَّحْمَةُ وَحَفَّتْهُمْ الْمَلَائِكَةُ وَذَكَرَهُمْ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ وَمَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ

* * *    

Sahabe-i Kiram’ın en fazla hadis rivayet edeni, Resul-i Ekrem (aleyhissalatü vesselam)’ın hususi duasına mazhar hafıza dahisi Hz. Ebu Hureyre (radıyallâhu anh), iki cihan saadetinin vesilesi Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Kim ilim talebi maksadıyla bir yola girerse Allah (c.c) ona bu sebeple cennete giden yolu kolaylaştırır. Herhangi bir topluluk Allah evlerinden birinde bir araya gelirler de Allah Teâlâ’nın kitabını okur ve onu aralarında müzakere ederlerse muhakkak surette onların üzerine sekine iner, Allah’ın rahmeti onları bürür, melekler onları çepeçevre kuşatır ve Allah (celle celâluhû), kendi katındakilere onlardan takdirle bahseder. Bir insanı da ameli yavaşlatıp geri bırakırsa nesebi onu hızlandırıp öne geçiremez.”

(Sahih-i Müslim, Zikir, 38)

 

İlim ve Rahmet

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de Tâhâ Suresinde Resulullah (aleyhissalatü vesselam)’a

قُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا

“Rabbim! İlmimi artır.” şeklinde dua etmesini emretmiş ve Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem) de bu emir gereği Allah Teâlâ’dan faydalı ilim istemiş, saptıran ilimden de Allah’a sığınmıştır.

Hadislerde geçtiği üzere faydalı ilmi elde etmenin en güzel yolu kamil, salih bir mürşidin önünde diz çökmek ve ondan iki cihan mutluluğuna götüren hayırlı ilim ve hikmeti tahsil etmektir. Bu, o kamil zâtların eserlerini okumak veya sesli olarak onların sohbet ve nasihatlerini dinlemek suretiyle de hasıl olmaktadır.

Yukarıdaki hadis-i şerifte geçtiği üzere Yüce Rabbimizin rahmetine mazhar olmanın bir vesilesi de kendisine, insanlara ve diğer mahlukata faydalı olacak ilim dallarına talib olmak ve bu ilimleri, Allah’ın Kitabı Kur’ân-ı Kerim ışığında yorumlamaktır.

Allah’ın rahmetine götürecek hayırlı ilmi elde etmenin yolu, Kurân’ın yüceliğine ve onun ayetlerinin enginliğine çok ciddi inanmış bir toplulukla Allah’ın ayetleri üzerinde tefekkür etmek ve bunları birlikte müzakere ederek yeni yeni ufuklara açılmaktır.

Hadiste son olarak değinilen husus ise, böyle hayırlı insanlarla birlikte olmayan, faydalı ilim ve amellerle iştigal etmeyip de mal-makam ve soyuna güvenerek kendisini hayırlı birisi gören kimselerin büyük bir yanlış tavır ve gidişat içinde olduklarıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de Hucurât Suresi’nde şöyle buyrulmaktadır:

إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Allah katında en hayırlılarınız, dünyevi makam olarak üstlerde bulunanlarınız değil, Allah’a karşı en çok saygı duyan ve O’nun emirlerine karşı gelmekten en çok sakınanlarınızdır. Muhakkak Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her zerreden hakkıyla haberdardır.”

 

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الْمُتَّقِينَ الْمُكْرَمِينْ

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

Hikmetin Başı Allah Saygısı

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

(رَأْسُ الْحِكْمَةِ مَخَافَةُ اللَّهِ (وَفِي رِوَايَةٍ خَشْيَةُ اللَّهِ

* * *

İlk müslümanlardan, sahabe-i kiramın büyüklerinden ve Resul-i Ekrem Efendimiz (aleyhissalatü vesselam)’a yakınlığıyla O’nun ehlinden zannedilen Hazreti Abdullah b. Mes’ud (radıyallâhu anh), Sonsuz Nur Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Hikmetin başı Allah korkusu, Allah saygısıdır.”

(Beyhakî, Şuabül-İman; İbn-i Ebi Şeybe, Musannef; Suyutî, el-Câmius-Sağir)

 

Hikmetin Başı Allah Saygısı

Her türlü hayır ve hikmetin başı, derin bir kulluk şuuru içinde Allah korkusu ve Allah saygısıdır. Allah dostları, Allah’ın emirlerine muhalefette bulunmanın hacaletini cehennem azabından daha ağır olarak nitelendirmiş ve her an Allah Teâlâ’nın huzurunda olmanın ciddiyeti ve O’na olan derin saygılarıyla tir tir titremişlerdir.

Benzer bir hadis-i şerifte, gizli-açık her hâlükârda Allah mehâbet ve mehâfeti içinde bulunmak bir kimsenin kurtulmasına vesile olabilecek üç şeyden birincisi olarak sayılmıştır. Yine diğer bir hadiste, kişinin kendisini özellikle nefsiyle baş başa kaldığı anlarda günahlardan alıkoyan Allah saygısı tebcil edilmiş, övülmüştür.

Kısaca kâinat kitabı ve dinin özündeki fayda ve gayelere vukuf, hem dünya hem de ahiret saadetine götüren selim bir bakış açısına sahip olma ve faydalı ilim-salih amel birlikteliğine ulaşma olarak açıklanabilecek hikmeti elde edebilecek olan bahtiyar kimselerin temel vasfı Allah korkusu ve saygısıdır. Her kötülüğün ve şerrin başı da dünya sevgisidir.

Hikmet sahibi olanlar daima kendilerini hesaba çeker, nefsin hevâ ve hevesâtına aldanmayıp dünyaya karşı zahidane yaşarlar. Kalbleri Allah saygısıyla dolu bu hikmet erleri bütün bir insanlığın saadeti için çalışırken, kalbinde Allah korkusu ve saygısı olmayanlar, hayatı sadece bu dünyadan ibaret zannedip ahireti hesap edemeyenler helal-haram demeden hak yer, hukuk çiğner, başkalarına zulmeder, maksatlarına götüren gayr-i meşru yollara girmekten çekinmez ve bunları yaparken de vicdanları sızlamaz. İşte bu açıdan büyüklerimiz “Kork Allah’tan korkmayandan.” diyerek böylelerine karşı tedbirli ve güçlü olmamızı salıklamışlardır.

 

Hadis-i şerifin anlaşılması gayesindeki kırık-dökük ifadelerimizi, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un konuyla ilgili müthiş şiiriyle noktalayalım:

 

Ne irfandır veren ahlâka yükselik ne vicdandır;

Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdân’ın…

Ne irfânın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdânın.

…..

O cem’iyyet ki vicdânında hâkim havf ı Yezdan’dır;

Bütün dünyâya sâhiptir, bütün akvâma sultandır.

Fakat, efrâdı Allah korkusundan bî-haber millet,

Çeker, milletlerin menfuru kadar zillet;

Meâlî meyli hiç kalmaz, şehâmet büsbütün kalkar;

Ne hâkimlik tanır artık ne mahkûm olmadan korkar.

…..

Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış.

Bir ümmet göster, ölmüş ma’neviyyâtıyle, sağ kalmış?

اَللّٰهُمَّ أَيِّدْنَا بِرُوحٍ مِنْ عِنْدِكَ وَوَفِّقْنَا إِلٰى مَا تُحِبُّ وَتَرْضٰى

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مُحَمَّدٍ الْمُرْتَضٰى

وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ السُّعَدَاءْ

 

 

 

 

Beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet bilip değerlendir…

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

عَنِ بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ : قَالَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

اِغْتَنِمْ خَمْسًا قَبْلَ خَمْسٍ:

شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ

وَصِحَّتَكَ قَبْلَ سَقَمِكَ

 وَغِنَاءَكَ قَبْلَ فَقْرِكَ

وَفَرَاغَكَ قَبْلَ شُغْلِكَ

وَحَيَاتَكَ قَبْلَ مَوْتِكَ

 

Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’ın amcazâdesi, habrul-ümme (ümmetin âlimi) Hazreti Abdullah b. Abbas (radıyallâhu anh), İki Cihan güneşi Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet bilip değerlendir:

İhtiyarlık gelip çatmadan evvel gençliğin,

hastalıktan evvel sıhhatin,

fakir düşmeden evvel varlıklı olmanın,

meşguliyetten evvel boş zamanın

ve ölüm gelmeden evvel hayatın kıymetini bil,

bunların hakkını ver!”

(Hâkim, Müstedrek)

 

Kısaca Hadis-i Şerifin Muhtevası

Hayatın her alanına ait talimatlarıyla ümmetine dünya ve ahiret saadetinin yollarını gösteren Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi vesellem), hayatî gördüğü beş nimet hususunda kendisine tabi olanları uyarıp onların bu konuda kazançlı olmalarını istiyor.

Yukarıda zikredilen beş husus, Allah’ın insanlara bahşettiği nimetlerin en önemlilerinden sayılmıştır. Kur’ân ayetleri ve diğer hadis-i şeriflerde, bu konularda hesaba çekileceğimiz bildirilerek dikkatli olmamız ve bu nimetlerin her birini veriliş gayelerine uygun kullanmamız emredilmiştir.

 

Beş Nimet

Allah Rasulü (aleyhissalâtü vesselâm)’ın diliyle nimet olarak vasıflandırılan hususların ilki gençliktir. Bir Kudsî hadis’te Allah Teâla (Celel Celâlühü): “Gençliğini bana ibadetle geçiren kullarım, yanımdaki bazı kerim, değerli meleklerim gibidir.” buyrularak gençliğin hevesâtına rağmen ömrünü Allah yolunda ve O’nun rızası uğrunda geçirmenin Allah katındaki kıymeti ifade edilmiştir.

Bu husustaki diğer bir kudsî hadiste ise ahirette herkesin zorluk ve sıkıntılar içinde ömrünün hesabını vermeye çalıştığı hengâmede Allah Teâlâ’nın özel himayesinde rahat ve huzur içinde olacak gruplardan birinin “Ömrünü Allah Teâlâ’ya ibadetle geçiren, O’nun emir ve yasaklarına riayet eden gençler” olacağı müjdesi verilmiştir.

Hadisteki ikinci ve dördüncü nimetler olan sağlık ve boş zaman hakkında da Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem): “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlar hususunda gafildir, kıymetini takdir edip onları değerlendirmekten mahrumdur. Bu iki nimet, sağlık ve boş zamandır.” buyurmuşlardır. Günümüzde de üzerinde en fazla seminer verilen ve araştırma yapılan bu iki hususun birer nimet, ganimet olduğunu bilmek, onları değerlendirme yolunda ilk basamaktır.

Hadis-i şerifte ifade edilen diğer bir nimet ise fakirlikten evvelki varlıktır. Başkalarına el açıp onlardan dilenmek dinimizde zemmedilmiş, yerilmiş ve herkesin çalışıp kendine ve aile fertlerine helalinden bakması, ibadet kabul edilmiştir. Bir hadis-i şerifinde de Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) “Fakirlik neredeyse küfr, inkar olacaktı.” buyurarak israftan sakınmamızı istemiş, iktisatlı hareket edenlerin ise asla fakirlik görmeyecekleri, başkalarına el açacak duruma düşmeyecekleri müjdesini vermiştir.

Hadiste bahsedilen en son ve belki de en kapsamlı nimet, ölümden önceki hayat olarak tavsif edilmiştir. Böylece doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen sürenin tamamı Allah’ın nimeti kabul edilerek ömrün hakkının verilmesi istenmiştir. Bu konuda Kur’ân-ı Azimüşşân’daki bir ayet-i kerime şöyledir:

أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمُ النَّذِيرُ

“Biz, size, düşünüp ibret alacak, gerçeği görecek kimsenin değerlendireceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem peygamber, kitap, kainattaki ve bedeninizdeki alametler gibi nice uyarıcılar gelip sizi gerçeklerden haberdar etmedi mi!”

 

اَللّٰهُمَّ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا كُلَّ شَيْءٍ حَتّٰى لَا تَسْأَلَنَا عَنْ شَيْءٍ

 إِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ وَبِالْإِجَابَةِ جَديرٌ

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِه وَصَحْبِه أَجْمَعينَ

Musibetler ve İmtihan

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

إِنَّ اللهَ لَيُجَرِّبُ أَحَدَكُمْ بِالْبَلَاءِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِهِ كَمَا يُجَرِّبُ أَحَدُكُمْ ذَهَبَهُ بِالنَّارِ

* * *

Sahabe-i kirâmdan Hz. Ebu Ümâme (radıyallâhu anh), Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Sizden birisinin kendi altınını ateşte eriterek temizleyip saflaştırdığı gibi, kullarını en iyi bilip tanıyan Allahu Teâlâ da sizi musibetlerle imtihan eder.”

(Hâkim, Müstedrek; Taberânî, el-Mu’cemul-Kebir; Beyhakî, Şuabül-İman)

 

Kısaca Hadis-i Şerifin İfade Ettikleri

Altının ateşte eritilmek suretiyle içindeki yabancı maddelerin ayıklanıp saf hale getirilmesi gibi, kullar da nice bela ve musibetlerle imtihan edilirler ki nefsin günahları ve dünyanın pisliklerinden arınıp temizlensinler. Allah dostlarının ifade ettiği üzere, kullar bazen ibadet ve salih amelle ulaşamadıkları noktalara ve yüce manevi makamlara, başlarına gelen musibetlere sabredip her hallerinde Allahü Teâlâ’nın takdirine razı olmalarıyla ulaşırlar.

Özellikle ilk gelip ansızın çattığı anda musibetlere sabır ve kadere rıza Allah katında en yüce hasletlerdendir. Fakat Allah dostlarının ifade ettiği üzere bu yüce makama ulaşıvermek öyle kolay değildir. Bu mesele, önceden nefsin ciddi şekilde terbiye edilmesi, kalbin de tasfiye ve tahliyesine yani günahlardan temizlenip Allah’ın razı olduğu şeylerle süslenmesine bağlıdır.

 

İmtihanın İki Türlüsü

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette ifade edildiği üzere, imtihan unsuru olan şeyler sadece bela ve musibetler değildir. İnsanın çoluk-çocuğu, evi-arabası, mal ve makamı gibi dünyalık olarak sahip olduğu şeyler de onun için en büyük imtihan unsurlarındandır. Allah dostlarının dediği gibi, “İnsanın Allah adına kullanıp değerlendirmediği, onun Allah’a yakınlığını artırmayan nimetler, hakikatte nimet görünümlü bela ve musibetlerdir.”

 

Belalarla Gelen Yakınlık

Musibetlerin günahları döküp insanı Allah’a yaklaştırması hususunda Efendimiz’den gelen pek çok hadis-i şerif mevcuttur. Bunlardan bir tanesi şöyledir: “Allah, mü’min kulunu hastalığa müptela eder ki, üzerindeki günahları döksün.” (Taberânî, el-Mu’cemul-Kebir; Hâkim, Müstedrek).

Ağacın yapraklarının şiddetli rüzgarlarla dökülmesi gibi, musibetlere sabreden ve Allah’ın takdirine razı olan mü’minlerin günahları da dökülür gider ve o kul Allah’a yakınlık yoluna girmiş olur. Burada dikkatimizin çekildiği husus ise şudur: Allah’tan bela ve musibet istenmez, hep O’nun afv ve afiyeti, mağfiret ve merhameti talep edilir ve kul olmanın icabı, zorluklara karşı gerekli tedbirler alınır. Eğer musibet gelirse ona da sabredilip ilahi takdire razı olunur.

 

Netice

Şeytanın en büyük tuzaklarından birisi, bela ve musibetlere maruz kalmış mü’minlere “Senin işin bitti, sen makbul bir kul değilsin, kovuldun.” tarzı vesvese verip onu başına gelenlerden şikayet etmeye, böylece kaybetmeye zorlamasıdır. Halbuki yukarıda geçtiği üzere belalara sabır ve ilahi takdire rıza bir mü’minin en yüce hasletlerindendir. Nitekim Allah dostları, başlarına bir musibet geldiğinde “Elhamdülillah, Rabbim beni hala seviyor ki, bana muamelede bulundu, günahlarıma keffaret olsun diye bana bela gönderdi.” demiş ve bize de nasıl hareket edilmesi gerektiğini öğretmişlerdir.

رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلاَنَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ أَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمينَ وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ الطَّيِّبينَ الطَّاهِرينَ

Musibetlerden Koruyan Dua

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

:عَنْ عُثْمَانَ بْن عَفَّانَ (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ) قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ

مَنْ قَالَ بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ لَمْ تُصِبْهُ فَجْأَةُ بَلَاءٍ حَتَّى يُصْبِحَ وَمَنْ قَالَهَا حِينَ يُصْبِحُ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ

لَمْ تُصِبْهُ فَجْأَةُ بَلَاءٍ حَتَّى يُمْسِيَ

* * *

Sahabe-i kirâmın büyüklerinden, cennetle müjdelenen on kişiden ve Rasulullah (aleyhissalâti vesselâm)’ın halifelerinden hayâ nümûnesi Hz. Osman b. Affân zünnûreyn (radıyallahü anh)’ın naklettiğine göre; mahlukatın Allahü Teâlâ’ya en yakını, kullukta en zirvesi, hayatın her alanını ümmetine talim için gönderilen Efendiler Efendisi (ekmelüttehâyâ ve etemmütteslimât) sabah-akşam Allahü Teâlâ’ya sığınmamız gerektiğini biz ümmetine şöyle öğretmektedir:

“Kim sabah ve akşam üçer kez;

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

‘İsmini anarak kendisine sığınılınca, arz ve semâdan gelebilecek âfetlerden emin olunan Allah’ın adıyla. O, kullarını işiten ve onların her halini bilendir.’ diye dua ederse, o gün ansızın bastıran, şaşırtıcı, mukavemet edemeyeceği bir bela ve musibete maruz kalmaz. (Diğer bir rivayette şöyle denmiştir: Hiçbir bela ve musibete maruz kalmaz.)”

(Buharî, Edebül-Müfred; Ebu Dâvûd, Sünen; Tirmizî, Sünen; Nesâî, es-Sünenül-Kübra;

İbn-i Mâce, Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned; Hâkim, Müstedrek)

 

Kısaca Hadis-i Şerifin İhtiva Ettikleri

 

Pek çok sahih kaynakta geçen yukarıdaki hadis-i şerif, Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi vesellem)’in dua ufku ve Allah’a tevekkülü adına binlerce örnekten bir tanesi ve aynı ufka yaklaşabilme gayreti adına biz ümmetine de bir rahmet vesilesidir. Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’ın sabah-akşam üçer kez okuduğu ve bize de okumamızı kuvvetle tavsiye buyurduğu, söz bakımından kısa fakat içerdiği manalar bakımından enginlerden engin bu dua, bizlere her işimizde Allah’a sığınmayı öğretme yanında ciddi bir tevekkül şuuru da aşılamaktadır.

Felç Gibi Hastalıklara Karşı Kalkan

Yukarıda geçen hadis-i şerifin felç gibi ağır ve tahammülü zor hastalık ve belalara karşı bir paratoner, kalkan olduğu selef-i salihin tarafından nakledilmiş ve yukarıda geçen duanın mutlaka derin bir tevekkül şuuru ile her gün okunması istenmiştir. Hatta kendisine felç isabet eden selef-i salihinden bir zat; “Ben bu duayı her gün okuyordum fakat felcin indiği gün okumamıştım.” demiştir. Herkes hakkında aynısı olmayabilir ve selef-i salihinden bu yüce zât, Allah katındaki yakınlığına göre bir musibete maruz kalmış olabilir. Burada vurgulanmak istenen husus; dua ve zikir ile Allah’a sığınmak, faydamıza olan şeylerin Allah’ın rahmeti; zararımıza olan şeylerin de bizim hata ve kusurlarımız sebebiyle olduğunu bilmek, musibetleri sabır ve rıza ile karşılamanın günahlarımıza keffaret ve Allahâ yakınlık vesilesi olabileceğini dikkate almaktır.

Me’sûrâtı Okumama Eksikliği

“Me’sûrât” kısaca Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi vesellem)’in hayatın her alanına ait yaptığı dua ve zikirlerin genel adıdır. Furkan Suresinde Allahü Teâlâ;

قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلاَ دُعَاؤُكُمْ

“Söyleyin, duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var!” buyurmuştur.

Kıymetli Büyüğümüzün ifade ettiği üzere dua, Allahü Teâlâ’ya sebepler üstü teveccühün ad ve ünvanıdır. Burada dikkat edilmesi gereken şey, kul olarak elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra sanki hiçbir şey yapmamış-yapamamış gibi el açıp dua dua Allah’a yakarmaktır. Yine kıymetli Büyüğümüz, asrın bizden alıp götürdükleri arasında me’s’urâtın da olduğunu ifade buyurup, “Günümüzde me’sûrâtı okumama eksikliği var. Allah Rasülü’nün İhlas Suresi, Muavvizeteyn (Felak ve Nâs Sureleri), Bakara Suresinin son iki ayeti (Amenerrasulü) vb. yerleri okumadan yattığı vâki midir?” demekte, Allah Rasulü’nün günümüzde unutulan kuvvetli bir sünnetinin hayata geçirilmesini istemekte ve bu konuda, sabah ve akşam namazları akabindeki tesbihatta bir gün, “Dua Mecmuası”nda geçen, Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi vesellem)’in okuduğu bildirilen duaları okurken, diğer gün namaz tesbihatını okumak şeklinde bir taksim yapılmasının faydalı olacağını söylemektedir. Ayrıca yine “Dua Mecmuası”nda bir araya getirilmiş olan, Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’ın geceleri yatarken ve sabahları kalkarken okuduğu sure ve duaların okunmasını istemektedirler. Burada misal kabilinden zikredilen bu hususlar, “Dua Mecmuası”, ”el-Kulûbüd-Dâria” vb. dua ve zikir kitaplarına bakılarak genişletilebilir.

 

( رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا)

وَصَلِّ وَسَلِّمْ يَا رَبِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى أَصْحَابِهِ الْكِرَامِ

Helal-haram mülahazası

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Haftanın Hadîs-i Şerifi

عَنْ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ) قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:

 إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنْ النَّاسِ فَمَنْ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى أَلَا وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ

* * *

Sahabe-i güzînden Numan b. Beşîr’in (radıyallahü anh) naklettiğine göre, Allah’ın helal ve haramlarını en iyi bilen Efendiler Efendisi (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) şöyle buyurmuşlardır:

“Şurası muhakkak ki, helaller apaçık bellidir, haramlar da apaçık bellidir. Bu ikisi arasında ise insanların çoğunun hükmünü bilmediği şüpheli şeyler vardır. Artık kim bu şüpheli alandan kaçınırsa, dinini de, ırzını da temiz tutmuş olur. Kim de şüpheli alana girerse harama girmiş olur. Tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğun sınırlarını ihlal etmesi yakındır. Şunu bilin ki, her melikin bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası vardır ki, eğer o müstakim olursa cesedin tamamı müstakim olur;  eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası, kalbtir.”

(Buharî, İman 39; Müslim, Müsâkât 107; Ebu Dâvûd, Büyû 3;

Tirmizî, Büyû 1; Nesâî, Büyû 2; İbn-i Mâce, Fiten 58)

 

Hadis-i Şerif Bizlere Kısaca Ne İfade Ediyor?

 

Söz Sultanı Allah Rasulü (sallallâhü aleyhi ve sellem), dinin en hayati ve genel kurallarını herkesin anlayabileceği ve unutmayıp akılda tutabileceği enfes bir benzetme ile beyan buyurmuşlardır. Helal-haram mülahazası, yüce dinimizin en çok üzerinde durduğu temel unsurlardan birisidir. “İslam, muâmelâttan, helal-haramdan ibarettir.” sözü de bunu yansıtmaktadır. Bu ikisi arasındaki orta ve şüpheli alan ise, ülke sınırları arasındaki mayınlı araziler gibi tehlikeli ve uzak durulması istenen bölgedir.

 

Hadisin Önemi

Hadis ilminin en büyük imamlarından meşhur “Sünen” sahibi Ebû Davud es-Sicistânî, hayatı boyunca pek çok hadis ezberleyip bunları gelecek nesillere naklettiğini, fakat bu hadisi şerifin, naklettikleri arasında dinin en kapsayıcı dört hadis-i şerifinden biri olduğunu söylemiştir. Bu görüşte olan daha pek çok İslam âlimi vardır. (Diğer üç hadis-i şerif -Allah’ın izniyle- ayrıca incelenebilir.)

 

Hadisin Kaynağı ve Sıhhati

Yukarıda kaynakları gösterildiği üzere bu hadis-i şerif, kılı kırk yaran en büyük hadis imamları tarafından en muteber hadis kitaplarıyla bize rivayet edilmiştir. Hadis-i şerifin Kütüb-ü Sitte’de ittifakla nakledilmesi, sıhhatinin ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir. Bu rivayet, yukarıda bildirilen en önemli kaynaklardan başka Müsned-i Ahmed b. Hanbel, Sünen-i Dârimî, Sünen-i Beyhakî, Musannef-i İbn-i Ebî Şeybe ve Sahih-i İbn-i Hıbbân gibi önemli eserlerde de küçük lafız farklılıklarıyla nakledilmiştir. Dolayısıyla bu hadis-i şerif, dinî hükümlerin nasıl en itinalı bir koruma altında günümüze taşındığına da en güzel örneklerden birisidir. Allah Rasulü’nün hadislerini “Hadis demek, din demektir.” hassasiyetiyle, insanüstü bir gayretle inceleyip günümüze taşıyan bu dev hadis âlimleri Allah’ın müslümanlara hususi bir lütfudur.

 

Hadisin Bildirdiği Üç Alan

Hadis-i şerifte bildirildiği üzere helal, haram ve şüpheliler olmak üzere üç alandan bahsedilebilir. Nefis ve şeytanın verdiği vesveselerin aksine, en geniş daire helal dairesidir ve meşru keyf ve zevklere kafidir. Haram dairesine girmeye hiç lüzum yoktur. Âlimlerimize göre helâl olan bir şeyin yapılmasının, kesin olarak bir mekruha veya bir harama götüreceğinden korkuluyor ise, ondan da kaçınmak gerekir. Mesela çok yemek insanı ibadetlere karşı tembelleştiriyor, günahlara girmeye sebep oluyorsa, helal gıda dahi olsa bedenin ihtiyaç duyduğu kaloriden fazlasını almak büyüklerimize göre mahzurlu, hatta bazen de haram kabul edilmiştir. Buna göre ihtiyaç fazlası olan yemek şüpheli alandır ve bu alana adım atanların haram dairesine düşmesi her an söz konusudur. Takvânın en basit tariflerinden birisi, haram olması endişesiyle şüpheli şeyleri, hatta harama götürme endişesiyle bazı mübahları dahi terk etmektir.

 

Kalbin Önemi

Maddi bedendeki kalbin önemi gün geçtikçe gelişen tıp ilmiyle daha bir anlaşılmakta ve kalp sağlığını koruma yollarına her geçen gün daha fazla vurguda bulunulmaktadır. Ancak bundan daha önemlisi manevi kalbimizin korunması olsa gerek. Çünkü birincisi nihayet kısa dünya hayatıyla sınırlı iken ikincisi yani manevi kalbimiz hem bu dünya hem de hakiki ve ebedi olan ahiret hayatımızla ilgili ve onun en temel unsurudur.

“Kalb, eskilerin ifadesiyle “nazargâh-ı ilâhîdir.” Allah, insana insanın kalbiyle bakar. …Zira kalb; akıl, mârifet, ilim, niyet, iman, hikmet ve kurbet gibi insan için çok hayatî hususların kalesi mesabesindedir. …O, Hakk’a tevcih edilebildiği sürece, bedenin en karanlık noktalarına kadar her yanına ışıklar yağdıran bir projektör olur; yüzü cismaniyete dönük kaldığı zamanlarda da şeytanın zehirli oklarının hedefi hâline gelir.” (Kalbin Zümrüt Tepeleri, s. 47, 49.)

 

Şüpheli Alana Girme Yasağı ve Sedd-i Zerâî Prensibi

Hadis-i şerifte dinimizin temel prensiplerinden birisi olan sedd-i zerâî yani kötülüklere, haramlara giden yolun kapatılması adına da işaret vardır. Hadiste şüpheli alanlara girilmememsi istenmiş ve buralarda dolaşanların her an haramlara düşmeyle karşı karşıya olduğu bildirilmiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de de şüpheli alanlardan uzak durulmasını ve her zaman helal, en temiz olanların seçilmesini bildiren ayetler mevcuttur. Bunlardan bir tanesi şu ayet-i kerimedir:

{يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّبًا وَلاَ تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ}

“Ey in­san­lar! Yer­yü­zün­de olan bü­tün ni­met­lerim­den helâl, temiz ol­mak şar­tı ile yi­yi­niz; Fa­kat şey­ta­nın pe­şin­den git­me­yi­niz. Çün­kü o si­zin bes­bel­li düş­ma­nı­nız­dır”.  (Bakara Suresi, 168)

Yine Kur’ân-ı Kerim’de sedd-i zerâî prensibine işaret eden pek çok ayet-i kerimeden bir tanesini zikredelim:

{وَلاَ تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ}

  “ Kö­tü­lük­le­rin, fuh­şi­ya­tın açı­ğı­na da giz­li­si­ne de yak­laş­ma­yın.” (En’âm Suresi, 151)

Şüpheli alana girmemeyle ilgili benzer hadis-i şerifler de mevcuttur:

لاَ يَبْلُغُ الْعَبْدُ أَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُتَّقِينَ حَتَّى يَدَعَ مَا لاَ بَأْسَ بِهِ حَذَرًا لِمَا بِهِ الْبَأْسُ

“Kul, şüpheli şeylere düşme endişesiyle bir kısım sakıncası olmayan hususları da terk etmedikçe gerçek takvaya ulaşamaz.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyame, 19; İbn Mâce, Zühd, 24)

دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ

“Sana şüphe veren şeyleri bırak. Şüpheli olmayan, gönül huzuru veren şeylere yönel.” (Tirmizî, Kıyâmet: 61; Nesâî, Eşribe: 50)

Görüldüğü üzere ayet-i kerime ve hadis-işeriflerde “günahları işlemek şöyle dursun, onlara yaklaşmayın, süpheli alana girmeyin bile” mesajı verilmektedir.

 

Hadis-i Şerifle İlgili Yaşanmış bir Hadise

Meselenin ciddiyetine halel getirmesi endişesi taşımakla birlikte hadis-i şerifte anlatılan hakikatlerin yaşanmış açık bir örneği olması hasebiyle şu hadiseyi nakletmek istiyoruz. Köyde sürüsünü otlatmakta olan bir arkadaşımız, etrafı demir tellerle çevrili, bakımlı bir meyve-sebze bahçesine doğru sürüsüyle yaklaşır. Kendisi bahçenin direklerinden birine yaslanmış vaziyette, bahçeye yakın bir yeşillik alanda sürüsünü otlatıp takip etmekte ve hayvanların bahçeye girmesine mani olmaktadır. Bu arada bahçenin sahibi köy tarafından gelerek arkadaşımıza “Aman ha! Dikkatli ol, içeriye girmesinler.” der. Arkadaşımız; “Amcacığım, merak etme, burada durup izliyorum, içeriye girmelerine hiç müsaade eder miyim? Hem teller de var bahçenin etrafında.” der demez bir ses duyulur. Hayvanlardan birisi sıçramış ve çiti aşmıştır. Şimdi ne yapacaktır arkadaşımız ve bahçe sahibi? Ne Helal-haram, ne de şüpheli alanı bilen hayvan aşmıştır aşmasına çitleri fakat artık yapacak bir şey yoktur. Çünkü arkadaşımızın bir gaflet anında bahçeye girmiş olan hayvan, sebze ve meyvelerle karnını iyice doldurmuş bir halde içeriden dışarıya atlamış, arkadaşımız ve bahçe sahibi de artık sadece arkadan bakakalmıştır. İşte şüpheli alana yaklaşmanın yasakları çiğnemedeki üzücü etkisi.

 

Netice Olarak

Vahiyle müeyyed olan Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) en önemli hakikatleri ve dinimizin temel esaslarından birisini en veciz bir şekilde ve herkesin anlayabileceği bir üslupla anlatmıştır. Şüphesiz bu özellik tüm peygamberlerin (alâ nebiyyinâ ve aleyhimüsselam) en bariz vasıflarından olsa da Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem)’de en mükemmel derecede bulunmaktadır. İslam ulemâsı, sadedinde olduğumuz hadis-i şerife çok ehemmiyet vermiş ve onu İslam’ın dayandığı temel prensiplerden birisi olarak değerlendirmişlerdir. Evet Allah Rasulü (Aleyhissalatü vesselam)’ın bildirdiğine göre helal-haram mülahazasına dikkat edenler ve şüpheli alanlara girmekten kaçınanlar -Allah’ın izni ve inayetiyle- dinlerini noksanlıktan, ırz ve namuslarını da ta’n-u teşniden, yakışıksız karalamalardan muhafaza edebilir, Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i seniyyede sıkça vurgulanan takvâ mertebesine erişmeye muvaffak olabilirler.

(رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ)

 وَصَلِّ وَسَلِّمْ يَا رَبِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى أَصْحَابِهِ الْكِرَامِ

Bir Demet Hadis-96

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Ebû Imare Berâ İbn Âzib (radıyallâhu anh)’ın rivayet ettiğine göre,
Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Ey uyumaya niyetlenen kimse, yatağına uzandığın zaman şöyle de: “Allahım nefsimi Sana teslim ettim, bütün benliğimle Sana yöneldim; işlerimi Sana emanet ettim, sırtımı Senin kudretine dayadım. Senin rahmetinden ümitvârım, gazabından da korkuyorum. Senin dergahından başka ne iltica edilecek bir yer var, ne de güvenilir bir mekan; Senin merhametine sığınıyor ve Senden eman diliyorum.. diliyor ve indirdiğin Kitab’a, gönderdiğin Peygamber’e (aleyhissalâtu vesselâm) imanımı ikrar ediyorum.”
Şayet bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere (mü’mince) ölmüş olursun; eğer sabaha erersen, hayır bulursun.

[Buhârî, Daavât 7,9; Tevhid 34; Müslim, Zikr 56, (2710); Tirmizî, Daavât 76, (3391)]

Bir Demet Hadis-95

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Adiyy b. Hâtim radiyallahü anh’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyurmuşlardır:

 

Bir hurmanın yarısını ikram etmekle bile olsa Cehennem ateşinden sakının. Şayet sizden biriniz buna da muvaffak olamayacaksa, hiç olmazsa bir kardeşine onu memnun edecek güzel bir söz söylesin!

 

(Buhari, 3/1316)

Bir Demet Hadis-94

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Ebu Hureyre Hazretleri Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

 

Sevdiğin kişiyi ölçülü sev.
Yoksa, bir gün gelir o insan gözünde sevimsizleşir de önceki aşırı muhabbetinden dolayı elemin iyice ziyadeleşir.
Kızdığın kimseye karşı da ölçülü ol ve nefret hissinin önünü kes. Aksi halde, gün döner de o şahıs dostun oluverirse evvelki öfkeli tavırlarının mahcubiyeti seni çok üzer.


(Tirmizi, Birr, 59)

Bir Demet Hadis-92

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anhüma)’dan rivayet edildiğine göre,
Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz bir sefere çıkarken biniti üzerine oturunca önce üç defa tekbir getirir, sonra şu ayeti okur ve akabinde şöyle dua ederdi:

 

“Bunları bizim hizmetimize veren Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ve takdis ederiz; O yüceler yücesidir, her türlü eksiklikten münezzehtir. Allah lutfetmeseydi biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz sonunda Rabbimize döneceğiz.” (Zuhruf, 43/13-14)

 

Allahım, bu yolculuğumuzda Senden her türlü iyilik, hayır, takva ve hoşnut olacağın ameller istiyoruz. Allahım, bu seyahatimizde bize kolaylıklar ihsan eyle, mesafeleri bize yaklaştır. Allahım yolculuk boyunca yegâne koruyucumuz ve geride kalan aile fertlerini görüp gözeten vekilimiz Sensin. Allahım, sefer meşakkatinden, çirkin manzaralarla ve üzücü hadiselerle karşılaşmaktan, mal, aile ve çoluk-çocuğun kötü bir akıbete uğramasından Sana sığınırım.

 

[Müslim, Hac 425. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihad 72; Tirmizî, Daavât 45–46.]

Bir Demet Hadis-91

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

İbn Mesud (radıyallahu anh) hazretlerinden rivayet edildiğine göre;
Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

Allah’a karşı olabildiğince hayâlı davranın! Allah’a karşı gerektiği ölçüde hayâlı olan, kafasını ve kafasının içindekileri, midesini ve midesindekileri kontrol altına alsın! Ölüm ve çürümeyi de hatırından dûr etmesin! Âhireti dileyen, dünyanın sûrî güzelliklerini bırakır.. işte kim böyle davranırsa, o Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş sayılır.

 

[Tirmizî, rekaik 24; Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/387]

Bir Demet Hadis-90

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Abdullah b. Ömer (radiyallahü anh)’ın rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır:

İçinizden kime dua kapısı açılmışsa, ona rahmet kapıları açılmış demektir.

 

(Tirmizî, Deavât, 102)

Bir Demet Hadis-89

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Ebu Hureyre Hazretleri Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

 

Kim zorda kalan bir müslümanın durumunu kolaylaştırırsa (mesela, borcu hususunda onu sıkıştırmazsa)
Allah da dünya ve ahirette ona kolaylıklar ihsan eder.

 

(Müslim, Zikir, 38; Ebu Davud, Edeb, 60; Tirmizi, Kur’an, 10; İbn Mace, Mukaddime, 17, Sadakat, 14; Müsne

Bir Demet Hadis-88

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Ebu Hureyre hazretleri Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

 

Ahiret hesabıyla alâkalı endişeleri olan kimse yola erken çıkar ve yol boyu teyakkuz halinde olur. Yola erken çıkan da varacağı menzile mutlaka ulaşır.

 

(Tirmizi, Kıyamet, 18; Müstedrek, 4/343)

Bir Demet Hadis-87

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallalahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır:

Başkaları hakkında hüsn ü zan beslemek, kişinin kulluğunun güzelliğindendir.

(Ebû Davud, 2/716;Müsned, 2/297)

Bir Demet Hadis-86

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Enes bin Malik hazretleri Rasulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

İçine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranan bir insan diliyle istiğfar etmese de affolunur.

 

Müsnedü’ş-Şihâb, 1/264; el-Firdevs, 37 558

Bir Demet Hadis-85

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

 

Hazreti Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’ın rivayet ettiğine göre,
Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

Sizden biriniz uyuduğu vakit şeytan, onun ense köküne üç düğüm atar;
her düğümün bulunduğu yere, “Haydi uyu, gecen uzun ola!” (diyerek) vurur. Eğer o kimse uyanır ve Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür; abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür; namaz kılarsa bütün düğümler çözülür. Böylece, o insan gönül inşirahı içinde, canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer; aksi halde, kalbi kararmış, içi daralmış ve iyice uyuşuklaşmış bir halde sabahlar.

 


[Buhari, Teheccüd 12.]

Bir Demet Hadis-84

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

 

Hazreti Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’ın rivayet ettiğine göre,
Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Kıyamet günü, kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, kurtuluşa erer ve mükafatını alır; namazının hesabını veremezse, hüsrana düşer ve perişan olur. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Rabb-i Rahim (azze ve celle) “Kulumun nâfile namazları var mı, bakın?” buyurur. Böylece, farzın eksikleri nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amelleri de bu şekilde hesaba tabi tutulur.

[Tirmizî, Mevâkît 188.]

 

Bir Demet Hadis-80

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Câbir İbn Abdullah (radıyallahu anh) hazretlerinden rivayet edildiğine göre;
Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

Zulümden sakınıp kaçınınız; çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlimin karşısına zifiri karanlıklar olarak çıkacaktır. Cimrilikten de sakınınız; zira, cimrilik sizden önceki ümmetleri helâk etmiş, onları haksız yere birbirlerinin kanlarını dökmeye ve haramlarını helâl saymaya sürüklemiştir.

 


[Müslim, Birr 56, (2578).]

Bir Demet Hadis-79

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Ebû Mûsâ (radıyallahu anh) hazretlerinden rivayet edildiğine göre;
Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Saçı–sakalı ağarmış müslümana,
Kur’an-ı Kerim’i usûlüne uygun olarak okuyan, içindekiyle amel hususunda ölçüyü aşmayan ve ondan uzaklaşmayan âlime
ve herkesin hakkını gözetmeye çalışan âdil idareciye hürmet etmek,
Allah Teâlâ’ya duyulan saygı ve ta’zimden ileri gelir.

[Ebû Dâvud, Edeb: 23, (4843)]

Bir Demet Hadis-76

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Fedâle ibn-i Ubeyd (radiyallahü anh) hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendiler Efendisi (aleyhi ekmelüttehâyâ) Veda Haccı esnasında şunları söylemiştir:

 

Size gerçek mü’minin kim olduğunu söyleyeyim mi?
O, diğer kimselerin malları ve canları hususunda kendisinden emin bulunduğu insandır. Doğru müslüman başka insanların, onun dilinden ve elinden gelebilecek zararlardan salim olduğu kimsedir. Hakikî mücahid nefsinin engellemelerine rağmen ömrünü Allah’a itaatla geçiren yiğittir.. ve hâlis muhacir de hata ve günahlardan uzak duran iman eridir.

(Müsned, 6/21)

Bir Demet Hadis-75

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Enes bin Malik hazretleri Rasulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

 

İçine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranan bir insan diliyle istiğfar etmese de affolunur.

 

Müsnedü’ş-Şihâb, 1/264; el-Firdevs, 37 558

 

 

Bir Demet Hadis-74

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

 

 Hazreti Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,
her ifadesi lâl ü güher Efendiler Efendisi şöyle buyurur:

İnsanın izzeti inancını hayatına yansıtmasında, kişiliği aklını hep hayra kanalize etmesinde, şeref ve asaleti de ahlakını güzelleştirmesindedir.

 

(Beyhakî, Sünen, 7/136, 10/195; Dârekutnî, 3/303)  

Bir Demet Hadis-73

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Ebû Musa el-Eş’arî (radıyallâhu anh)’ın rivayet ettiğine göre,
Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

Eş’arî kabilesinden olanlar, Allah yolunda mücahede için sefere çıktıklarında azıkları tükenirse ya da Medine’de ailelerinin yiyecekleri azalırsa, yanlarında bulunanları bir yaygının üzerinde toplarlar, sonra onu tek bir kabla eşit olarak paylaşırlar. Onlar bendendir, ben de onlardanım.

 

[Buharî, Şirket 1; Müslim, Fezailu’s-Sahabe 167, (2500).]

Bir Demet Hadis-72

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh)’ın rivayet ettiğine göre,
Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 


Kim bir mü’minin dünyevî sıkıntılarından birini giderirse, Allah Teâlâ da onun Kıyamet gününe ait meşakkatlerinden birini giderir. Kim darda kalmış bir insana kolaylık gösterirse, Cenâb-ı Allah da onun hem dünyadaki hem de ahiretteki işlerini kolaylaştırır. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah (celle celalühu) da onun kusurlarını gizler, onu dünyada ve âhirette rezil rüsvay olmaktan muhafaza eder. Bir mü’min, kardeşinin yardımına koştuğu müddetçe, Mevlâ-yı Müteâl’de onun yardımcısı olur.

 

Cenâb-ı Allah, ilim tahsil etmek maksadıyla yola çıkan kimseyi sonu varıp Cennet’e ulaşan yollardan birine dahil eder ve o yolda yürümeyi o kimseye kolaylaştırır. Bir grup insan, Allah’ın kitabını okumak, aralarında tedris etmek ve Cenâb-ı Hakk’ın  kelamından O’nun marziyatını öğrenmek üzere Allah Teâlâ’nın evlerinden herhangi birinde toplanırsa, müzakere esnasında üzerlerine mutlaka sekîne iner, rahmet onları her yandan kuşatır, melekler çevrelerini sarar ve Mevlâ-yı Müteâl, huzurunda bulunan mukarreb meleklere onlardan bahseder.

 

Ne var ki, bir kimse amellerindeki kusurlar yüzünden yavaşlar ve ilim yolunda geride kalırsa, soyu-sopu ve ecdadının fazileti onu hızlandıramaz; öyleyse, hiçkimse nesebine güvenip de salih amelleri ihmal etmemelidir.

 


{Müslim, Zikr: 38, (2699); Ebû Dâvud, Edeb: 68, (4946)}

Bir Demet Hadis-71

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Abdullah b. Mes’ud (radiyallahu anh) Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,
Hikmetin Lisân-ı Fasîhi Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 


(Size sıdka sarılmak, söz ve amelde hep doğruluğa yapışmak yaraşır.) Sıdk, insanı “birr”e, Allah’ın rızasına uygun düşen sâlih amellere sevkeder; birr de Cennet’e götürür. İnsan, kendini bir kere doğruluğa verip o yola yöneldi mi, artık o her zaman doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah indinde “sıddîk” (özüyle ve sözüyle hakka bağlı) olarak kaydedilir.

 

(Yalandan sakınınız!) Yalan insanı fücur bataklığına, haktan uzaklaşıp haddi aşmaya ve günaha dalmaya çeker; fısk u fücur da Cehennem’e sürükler. İnsan kendini bir kere yalana kaptırdı mı, artık o sürekli yalan söyler ve her işinde yalanın peşine düşer de neticede Hak nezdinde “kezzâb” (söz, hal ve tavırlarıyla  büsbütün yalancı) diye yazılır.

 


{Buharî, Edeb: 69; Müslim, Birr: 102, 103, (2606, 2607)}

Bir Demet Hadis-70

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Ebu’d-Derda (radiyallahu anh) Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Hikmetin Lisân-ı Fasîhi Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 


Cenâb-ı Allah, ilim tahsil etmek maksadıyla yola çıkan kimseyi sonu varıp Cennet’e ulaşan yollardan birine dahil eder. Melekler, ilim tâlibinden öyle memnun olurlar ki, onun önünde kanatlarını yerlere sererler. Yerde ve göklerdeki bütün varlıklar ve hatta denizlerdeki balıklar âlim için istiğfar eder, Allah’tan rahmet dilerler. Âlimin âbide üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz, âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakmışlardır, onların mirası ilimdir. O ilimden nasibini alan insan, büyük bir bereket ve hayır kaynağına ulaşmış olur.

 

 

 

{Ebu Davud, İlm 1, (3641); Tirmizi, İlm 19, (2683); İbnu Mace, Mukaddime 17, (223)}

Bir Demet Hadis-69

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Huzeyfe (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,
her ifadesi lâl ü güher Efendiler Efendisi şöyle buyurur:

 

Nefsimi kudret elinde tutan Zat’a kasem olsun, ya “emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker” vazifenizi yerine getirerek insanları sürekli iyiliklere sevkeder ve kötülüklerden de sakındırırsınız ya da Cenâb-ı Allah, üzerinize umumî bir belâ gönderiverir. İşte o zaman, yalvarıp yakarsanız da duanız kabul edilmez.

 

(Tirmizî, Fiten: 9)

Bir Demet Hadis-68

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte,
her ifadesi lâl ü güher Efendiler Efendisi şöyle buyurur:

 

İnsanın izzeti inancını hayatına yansıtmasında, kişiliği aklını hep hayra kanalize etmesinde, şeref ve asaleti de ahlakını güzelleştirmesindedir.

 

(Beyhakî, Sünen, 7/136, 10/195; Dârekutnî, 3/303) 

Bir Demet Hadis-66

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Câbir b. Abdullah (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz Efendimiz (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur.

Kanaat bitip tükenme bilmeyen bir hazinedir.

(Taberânî, Mu’cemü’l-Evsat, 7/84)

Bir Demet Hadis-65

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Abdullah ibn-i Ömer (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallalahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

 


Cemaatle beraber olun ve tefrikadan mutlaka kaçının. Unutmayın ki şeytan, tek başına hareket edenleri boş bırakmaz.

 

(Tirmizî; Fiten, 9)

Bir Demet Hadis-64

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Enes b. Malik (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiğine gore Recep ayı girdiğinde Peygamber Efendimiz şöyle dua ederdi:

 

Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle ve bizi Ramazan ayına ulaştır!

 

(Mu’cemü’l-Evsat, 4/189; az farkla Müsned, 1/259)

Bir Demet Hadis-63

Herkul | | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Hazreti Ebû Hureyre (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendiler Efendisi (sallalahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

 

İlim öğrenme yolunda olan kimseye, Cenab-ı Allah, Cennet’e giden yolları açar.

 

(Müslim, 2/2074)