İçeriğe geç

İkincisi, Yâr-ı Vefâdâr’a (s.a.s.) duyulan aşkın, mısralar üstü bir miraca dönüşmesidir.Ve bu nehirlerin kaynağı, bir ömrü “Sen, Sen!..” diyerek geçiren bir kalptir.

Bakınız, şu mısralarda nasıl yakarır bir yetim gibi:

“Tut elimden, yalnız bırakma Efendim,Sensizlik ateşine yakma Efendim…”

Ve bir başka yerde, secdeye kapanmış bir kelimenin duası gibi yalvarır:

“Yak ateşine kül olmasın, duman olmasın!Al yanına, mekân olmasın, zaman olmasın!”

Her şiir bir secdedir…Her mısra bir tesbihtir…Her kelime bir zikir, her hece bir yakarıştır.Ve bu yakarışlar bazen bir ümmetin dili olur:

“Hep seni anıyor sineler ey beklenen Gül,İntizarınla çarpıyor inanmış her gönül!”

Şair, aşkı bir mürekkep değil;bir şehadet damlası gibi damlatır beyitlere.Onun için aşk, yalnızca bir mecaz değil;Hakikate yürüyen bir ömürdür.

“Âşık isem cayır cayır yansam da gam çekmem,Yanıp kebap olsam da aşk dışı bir yol seçmem…”

Onun metaforları, yalnızca süs değil, sarsıntıdır.Çünkü kelimelerle değil, kalbiyle yazmıştır.Bu yüzden her bir şiir,bir kalbin secdede çektiği iç çekişin yankısıdır.

10