Bunu söylediklerinde ızdırapları çok fazlaydı; o esnada Hz. Ömer: “Elimizde Allah’ın kitabı var, o bize yeter!” dedi.. dedi ve bu bir sahabi içtihadıydı. Buna karşılık İbn Abbas ise: “Resûlullah’la yazacağı şey arasına girildi, yazık oldu!”14 dedi. O, buna ömrü boyunca üzülecekti; fakat yine ömrü boyunca, araya giren Hz. Ömer’e karşı da içinde hiçbir şey hissetmeyecekti.. hissetmek şöyle dursun onun hep yakınında olacaktı.. Hz. Ömer, nerede hutbe irad edecek olsa, Mekke’de ise Mekke’den, Basra’da ise Basra’dan kalkar ve oraya gelirdi. Bu itibarla denebilir ki, bu mevzu ile alâkalı, Hz. Ömer hakkında kalblerde en ufak birşey hâsıl olmamıştı.. olamazdı da; zira Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), o sözünü bir daha yenilemediler.
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetinin dalâlete düşmemesi için yazmak istediği, ister kendinden sonraki halifeyle alâkalı olsun, ister başka konularla alâkalı.. bilinen bir hakikat varsa o da kendinden sonraki halifeye -bir kişi dışında- herkesin biat etmesiydi. Daha sonra aynı makama gelen Hz. Ömer’e ilk başta itiraz edenler olduysa da, bilâhare biat etmeyen kalmadı. Hz. Osman ve Hz. Ali zamanında ise ayrılıklar baş gösterdi… Yoksa, Hz. Ebû Hüreyre’nin: “Resûlullah’tan iki kap dolusu ilim belledim; bunlardan birini saçtım, neşrettim; diğerini neşretseydim, bu başım kesilirdi!”15 sözüyle ifade ettiği ilim miydi? Veya Hz. Huzeyfe’ye (radıyallâhu anh) verdiği sırlar mıydı?
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yazacağı şey gizli kaldı ama, burada esas bizi alâkadar eden husus, devr-i risâletpenâhîlerinde hadislerin yazıldığı, bizzat kendisinin yazdırdığı ve yazdırmak istediği gerçeğidir.