İçeriğe geç

Hayat yolunda, yolların ayırımındaki Zât’la (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanışan, O’ndan aldığı mesaja göre yön ve yol takip eden, kalbi hakikate uyanmış insanlar ise, Cennet yollarının sağını-solunu tutan mekârihin içyüzünü anlayıp kat’iyen zâhirine kanmazlar. Zira onların vicdanlarında bir nüve hâlinde bulunan Cennet her an inkişaf etmekte ve onların ruh dünyalarını sarmaktadır. Başkaları Cennet’i dışarıda ararken, onlar dünyada dahi, içlerinde buldukları bu cennetle âdeta safâ sürmektedirler. Hâlbuki, dünyanın maddî cennetinde yaşayanlar, onların vicdanlarında yaşadıkları cennetin tek dakikasını dahi hatta bütün bir hayat boyu yakalayamazlar. İman, içinde cennet taşıyan bir nüve, küfür ise, içinde cehennem taşıyan ayrı bir tohumdur. Bunlar ötede gelişip dal budak salacak ve hakikî mânâda bir Cennet ve Cehennem’e inkılâp edecektir. Demek ki, mü’min dünyada dahi Cennet hayatı yaşamakta, ama yaşadığı şeyler zâhiren mekârih gibi görünmektedir.

Cennet’e ulaşma iştiyakıyla çırpınan ruhlar, her menzili ayrı bir saadet bu yolda, çok defa, ruha rağmen nefsin hoş karşılamayacağı abdest, namaz, oruç gibi bedenî ibadetlerin getirdiği sıkıntılar; zekât, sadaka ve diğer vergi türleri gibi oldukça ağır mükellefiyetler; hac ve cihad gibi malî ve bedenî sorumluluklara katlanırlar. Ama bu sorumluluklar, bazıları için bu yolu âdeta yürünmez hâle getirir.. bu yolda kimileri abdeste, namaza, kimileri açlığa susuzluğa, kimileri mal-can sevgisine, kimileri de bunların birkaçına birden takılır kalır da, dört adım ötede bütün debdebe ve ihtişamıyla onu bekleyen Cennet’e ulaşamaz.

684