Evet, Cehennem’in etrafında, şehvetten bir atmosfer vardır ve Cehennem böyle bir atmosferle sarılı bulunmaktadır. Bu atmosfer, dıştan çok cazip görünmektedir; yeme, içme, yatma, nefsin hoşuna giden her şeyi elde etme ve cismaniyet itibarıyla tatmin olma gibi insanın arzularına seslenebilecek ne varsa, hepsi Cehennem’i saran bir haliçe ve bir kanaviçe gibidir. Hâsılı, Cehennem yolu insanın cismaniyetini gıcıklayan bir şehvet mozaiğidir.
Cennet ise, etrafı mekârihle sarılı bir sadeftir; abdest almak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekât vermek, cihad etmek, Allah yolunda zorluklara katlanmak, yer yer cemiyet içinde bir parya muamelesine tâbi tutulmak, her türlü insanî haklardan mahrum bırakılmak, hapishane hapishane dolaştırılmak, sadece “Rabbim Allah” dediği için dayak yemek, sürgüne gönderilmek ve ademe mahkûm edilmeye kadar daha bir sürü aklın zâhirine göre kerih görünen şeyler. Evet, Cennet’i de işte bunlar kuşatmış ve o da böyle bir atmosferle muhât bulunmaktadır. Dıştan bakanlar, hep bu perdelere takılır kalırlar. Perdeler itibarıyla ise, Cehennem iç gıcıklayıcı, Cennet de ürperti verici bir durumdadır. Onun içindir ki, insanların çoğu işin dış yüzüne bakmış ve aldanmışlardır. Dolayısıyla Cehennem’in tâlibi çok, Cennet’in tâlibi ise oldukça azdır.