İçeriğe geç

اَلْمُسْلِمُ kelimesinin başında, bir lâm-ı tarif vardır. Ayrıca, اَلْمُسْلِمُونَ kelimesi de, lâm-ı tarifle zikredilmiştir. Bu iki lâm-ı tarifin bize anlattığı mânâ şudur ki: İdeal bir mü’min, silm, selâmet ve güvenlik atmosferi içine girip, o atmosferde kendini eritebilmiş.. ve kimseye, eliyle-diliyle kötülüğü dokunmayan mü’mindir. Öyle görünen, öyle olduğunu iddia eden veya nüfus cüzdanında Müslüman yazan kimseler değil; bütün zihinlerde tersim edilen hakikî ve ideal mü’minden bahsediliyor. Biz lâm-ı tarifin “ahd” için olmasından bunu anlıyoruz. Yani, “Mutlak zikir, kemaline masruftur.” kaidesinden çıkış yaparak, mü’min denince ilk akla gelen, en kâmil mânâdaki mü’mindir ve hadiste kasdolunan mü’min de işte bu mü’mindir.

Bir insanın, normalde dildeki bu inceliği bilmesi mümkün değildir. Zira, işin bu tarafı, ancak mektep, medrese veya bir üstadın rahlesi önünde diz çökmekle öğrenilebilecek dilbilgisi veya gramer bilgisiyle mümkündür. Allah Resûlü için böyle bir tedris söz konusu olmamıştır. Demek ki, O’nun konuştukları kendinden değil; O, Muallim-i Ezelî’nin konuşturduklarını konuşmaktadır. Onun içindir ki, Allah Resûlü’nün ifade ve beyanlarında, dile ait bütün nükteler mevcuttur ama, dile ait bir tek kusur mevcut değildir.

635