İçeriğe geç

Hâdise bu şekilde cereyan etmişse, çözümü ve cevabı bu.. kaldı ki, dünden bugüne, elimizdeki hadis kitaplarından Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce, Ahmed İbn Hanbel’in Müsned’i, Hâkim’in Müstedrek’i gibi muteber hiçbir hadis kaynağında bu hâdise, tefsirlerde anlatıldığı şekilde senarize edilerek anlatılmamıştır. Tefsirlerde anlatılan senaryoda, kahramanlardan biri Efendimiz, diğeri de İbn Ümmi Mektum’dur (radıyallâhu anh). İki de figüran vardır: Ebû Cehil ve Utbe. Hâlbuki, muhakkik tefsirciler, Efendimiz’e gelen şahsın kimliği hakkında çeşitli isimler ileri sürmüşlerdir. Hatta, gelen şahıs hakikaten âmâ mıdır, yoksa bu bir mecaz mıdır? Bu dahi kesin değildir. Öyleyse burada mülâhaza dairesini açık tutmak icap edecektir.

Bu hâdise münasebetiyle, İbn Ümmi Mektum’la (radıyallâhu anh) beraber, yedi insandan daha bahsedilir ki, cem’an sekiz insan olur ve İbn Ümmi Mektum’u (radıyallâhu anh) diğerlerine tercih ettirici ve oraya oturmasını mecbur kılıcı herhangi bir sebep de yoktur. Hatta bu şanlı sahabe –ki İslâm’a ilk girenlerdendir– Efendimiz onu iki defa Medine’de kendi yerine kâim-i makam bırakmıştır. Daha sonra da kavî bir ihtimalle Kadisiye’de şehit olmuştur. Zaten Hz. Hatice Validemiz (radıyallâhu anhâ) kanalıyla, Allah Resûlü’ne bir yakınlığı da vardı. Evet, İbn Ümmi Mektum, Hz. Hatice Validemiz’in (radıyallâhu anhâ) dayısının oğludur.672 Bu itibarla da girdiği bu mecliste yadırganacak, istiskal edilecek bir durumu yoktur. Âmâ olmasına rağmen, Allah Resûlü’ne vekâlet ettiğine göre, sözünü, sohbetini bilen bir insandır.. dolayısıyla da mezkur isimler arasında en son düşünülmesi gereken bir insandır.

877