İçeriğe geç
يُظْهِرْنَ أَنْوَارَهَا لِلنَّاسِ فِي الظُّلَمِ
فَإِنَّهُ شَمْسُ فَضْلٍ هُمْ كَوَاكِبُهَا
“O bir fazilet güneşi, diğerleri ise yıldızdır, Yıldızlar insanlara ışıklarını ancak geceleri sızdırırlar.”

Evet, O Masumlar Masumu’dur. Dolayısıyla da, O’nun ismeti bütün ismetlerin; iffeti de, bütün iffetlerin üstündedir.

En azılı düşmanları, O’nun iffet ve ismetine dokunacak tek kelime bulamamış ve O’nu bu yönüyle ta’n edememişlerdir.. ebedlere kadar da edemeyeceklerdir. Çünkü O, bir iffet heykeli ve bir ismet burcuydu. O’nun eteklerinde gubâr, dâmeninde çamur düşünmek nasıl mümkün olurdu ki, O nezahetin hulâsası “Mustafa” olarak yaratılmıştı.

Hasımları O’na her türlü iftirayı attılar. Meselâ; O’na “mecnun” dediler.632 Vâkıa O, bir ölçüde Hakk’ın mecnunuydu.. ve bu uğurda bütün varlığını da pazara koymuştu. İsteyen talan edebilirdi. Bu işin harmanı ise, Cennet ve Cemalullah’a ermekti…

Ve, yine O’na sihirbaz dediler..633 evet, en muannit insanlar dahi O’nun huzurunda eriyor ve içlerinden küfür adına ne varsa hepsi temelinden sarsılıyordu. Zaten O’na büyülenip kendini O’nun yolunda bezledenlerin sayısı hudutsuzdu. Aklı gözüne inmiş kâfirlere gelince, diyecekleri başka bir şey yoktu. “Bütün bu pervaneler sihir ateşiyle dönüyor.” diyor, bir safsatada teselli arıyorlardı. Hâlbuki onları pervaneler gibi döndüren imanın gücü, kemalin cilvesi ve cemalin cazibesiydi..

O’na kâhin yakıştırmasında da bulunmuşlardı.634 Öyle ya oturmuş, kıyamete kadar olacak her şeyi haber veriyordu. Onlar, o güne kadar bu tür sözleri hep kâhinlerden dinlemişlerdi. Oysaki, az dikkat etselerdi, sözleri yalanlarla dolu kâhinlerle O’nu çok rahatlıkla tefrik edebilirlerdi. Evet, Efendimiz ise, hep doğru söylüyordu ve başka değil sadece gördüğünü haber veriyordu.

855