İçeriğe geç

Zira, namaz kılan, Sultanlar Sultanı’nın huzurundadır ve O’nunla konuşuyor demektir. Sıradan iki insan dahi birbiriyle konuşurken, aralarından geçmek edep dışı bir hareket kabul edilirse, bunun nasıl edep dışı bir hareket olduğunu varın düşünün? Onun içindir ki Efendimiz “Eğer namaz kılanın önünden geçen, işlediği cürmün şuurunda olsaydı, kırk sene bekler yine o insanın önünden geçmezdi.”670 buyurmaktadır. Nasıl ki, Sultanlar Sultanı olan Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda bulunmanın, kendine göre âdâp ve kaideleri var; öyle de, O Sultan’ın Yaveri’nin huzurunda bulunmanın da kendine göre disiplinleri var.

Efendimiz o esnada ne yapıyordu? İki kalbi katı insanın vicdanlarına, gönlünün ilhamlarını boşaltmaya çalışıyordu. O ki, insanların hidayeti hususunda olabildiğince hırslıydı. Kur’ân bu mevzuda O’nu anlatırken “Kendini öldürme!”671 tabirini kullanıyor. Evet O, inanmayan bir insan gördüğünde, kendisini bitirip tüketecek şekilde mahzun ve mükedder oluyordu. İşte O, tam bu atmosfer içinde konuşurken, biri gelip konuşmaya karışıyor ve şerare yapıyor, mevzuu dağıtıyor ve huzuru işgal ediyordu. Gerçi O’na gelenin bir meşru mazereti vardı, zira gözü görmüyordu. Hâlbuki Allah Resûlü, şayet yüzünü ekşitmiş ve yüz çevirmişse (şartlı söylüyorum) en az on tane meşru mazerete sahipti. Öyleyse, böyle meşru bir zeminde O’nun bu tür davranışını hata saymak –bununla peygamberi ta’n etmek isteyenleri kastediyoruz– hatanın ta kendisidir.

876