İçeriğe geç

Bu konuda hiç unutmadığım bir hâdiseyi bir kere daha ifade etmek istiyorum. Edirne’de, genç bir imam iken –askerlikten evvel– iki idamlıkta –kanun öyle dediği için ben de aynı tabirle dile getirmek istiyorum– ruhanî reis olarak bulunmuştum. Adlî ve idarî makamlarla çok sıkı münasebet ve yakınlığım olduğundan, kırk-elli senelik imamlar bulunmasına rağmen onları değil de beni çağırmışlardı. Ben de bu teklifi kabul etmiştim. İsmi Rasim olan bir idamlığa, idam edileceği duyurulunca aklını kaçırmıştı. İdam edileceği sırada boynuna gömleği takılırken ben onun yanında bulunuyordum. Boynuna yaftayı asarken âdeta kaçacak bir yer arıyordu. Onu o hâlde görenler davranışlarından aklî muvazenesinin yerinde olmadığını anlamışlardı. Boynunda yaftası ile idam edilmeyi beklerken sadece bir ismi sayıklayıp duruyordu. “O gelecek, beni kurtaracak.” diyordu. Ben de bir iki defa yüzüne: “Senin için tek bir yol var, sen artık gidiyorsun, gideceğin yer adına Âmentü’yü söylersen kurtulacaksın.” demiştim. Fakat o kadar şaşkın bir hâlde idi ki, beni hiç dinlemiyordu. Sürekli kaçacak bir delik arıyor gibi bir hâli vardı. İpi boynuna takarken de mecnun olmasına rağmen hâlâ kaçmak istiyordu.

113