Kendi devrine göre çok ileri şeyler söyleyen İmam Gazzâlî Hazretleri 1058’de dünyaya teşrif etmişti. Bin sene önce kendi devrinin kültürüne göre astronomi, tıp, hendese... gibi ilimlere ait hususlarda söz söylemişti. Vâkıa, söylediklerinin içinde günümüzün anlayışına göre yanlış olan hususlar da eksik değildi. Ama bu kat’iyen bir eksiklik sayılmazdı. Zira o, kendi çağının insanıydı. Gibb, insanlık âleminde kendi devrinin kültürünü böylesine iyi bilen ve kendisinden sonrakilere intikal ettiren Gazzâlî gibi ikinci bir adam tanımadığını söyler. Bunun gibi Fahreddin Râzî de devrine göre çok ileride ilim adamlarımızdandır. Yazdığı kitaplar üst üste yığılsa insan hayret etmekten kendini alamaz ve “Bunların yazılmasına imkân yok.” der. Hesap edilince, çocukluk dâhil, hayatının her gününe on beş-yirmi sayfa yazı düşmektedir. Bu kati’yen basit bir şey değildir. Ayrıca, onun yazdıkları birer araştırma ve tenkit eseridir. Bunlar ve daha niceleri kendi devirlerinin kültür seviyesini çok aşmış insanlardır.
Bizdeki bu geçmişe düşmanlık hususunu tam gösterebilmek için daha pek çok örnek vermek mümkündür ama, biz biraz da Osmanlı düşmanlığı üzerinde durmak istiyoruz. Mesela, Osmanlıların fabrika bacası yapmak yerine niçin minare yaptıkları gibi gülünç bir iddia var ki, kat’iyen mâkul bir mahmil bulmak mümkün değildir. Bu iddia sahiplerine Kanunî devrinde nerede ve hangi ülkede fabrika bacası olduğunu sormak lâzım. Aslında konu insafla ele alınınca, Osmanlının kendi devrinin beyi, paşası ve ağası olduğunu onlar da anlayacaklardır. Osmanlı, devrinde dünyanın ekonomisine tam hâkimdi. Sözü o söylüyor, iktisadî dengeyi o elinde tutuyordu. Bizim kökünü inkâr edenlerimiz kabul etmese de işin mütehassısı insaflı Batılılar bunun böyle olduğunu itiraf ediyorlar.