Pek çok mü’minin, hayatının belli dönemlerinde, küçüğünden büyüğüne işlemiş olduğu günahlardan ciddi şekilde rahatsız olduğu söylenebilir. İşte bu nefs-i levvâme mertebesine ait bir hususiyettir. Ve bunu hissetmeyen bir nefis de, hâlâ emmârededir. Aslında işlemiş olduğu kötülüklerden dolayı rahatsız olmayan bir insanın geleceğinden endişe edilir. İç dünyasında veya davranışlarında Allah’ın hoşuna gitmeyecek hareketleri yapan bir insan, edip eylediği kötülüklerden rahatsızlık duymuyorsa, o insan, her an yıkılabilecek şekilde tehlikeli bir durumda bulunuyor demektir. Bu itibarla, günah işleyen bir mü’min, vakit fevt etmeden hemen tevbe edip dergâh-ı nezd-i ulûhiyet ve ehadiyette kemerbeste-i ubûdiyet içinde âh u vâh edip inlemelidir. Dahası bu günahının keffareti için etrafına sadaka dağıtmalıdır. Nitekim Efendimiz (sallâllahu aleyhi vesellem) de bir beyanlarında bu hakikati ifade etmektedir.[3]
Yukarıda da ifade edildiği gibi nefs-i levvâme sırrına ulaşamayan bir insan, nefs-i emmâre dairesi içinde geziyor demektir ve o her zaman tehlikededir. Vâkıa, bazı ehlullah, hatta Hazreti Yusuf gibi bazı peygamberler bile nefs-i emmâreden şikâyet etmişlerdir.[4] Ama bu farklı bir mülâhazadır. Bediüzzaman Hazretleri bu hususu şöyle izah eder: