İçeriğe geç

Din-i Mübin-i İslâm’a hizmet yolunda uğraşan mü’minler her zaman hakâik-i imaniye ve Kur’âniye’yi anlatmaya devam etmeliler. Zira bu vazifede maslahât-ı muhakkaka vardır. Aynı zamanda bu yolda yürüyen kimselerin, kendi aleyhlerinde olan insanlarca zımnen de olsa kınanmaları, değişik şekilde ta’n u teşniye maruz bırakılmaları, onları yürüdükleri yoldan alıkoymamalıdır. Binaenaleyh bu yolda hizmet eden bir kimse, elinde bulunan Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) ait burhanlar ve hakâik-i imaniye nurları ile hâlisen hizmet ettiği takdirde, elindeki bu elmas hakikatlere sımsıkı sarılmalı ve muhalif rüzgârlar karşısında pes etmemelidir. Bu kimse kitle ruh hâleti veya başka sâiklerle insanları coşturamasa da, er-geç sesi-soluğu vicdanlara ulaşacak ve maksadı hâsıl olacaktır. Çünkü onun yolu doğrudur ve gayretinde muhakkak bir maslahat söz konusudur. Binaenaleyh bu insan, aklı başındaysa o yolda ısrar edip gitmelidir. Tabiî ki, bütün bunlarla beraber bu yolun mazarrat gibi görünen bazı taraflarının bulunacağı da göz ardı edilmemelidir. Mesela, bir kısım siyasiler diyebilirler ki: “Efendim, biz bizden olmayanı ve açık olarak bizi tutmayanı kendimize muhalif sayarız, binaenaleyh sizi de ezer, düzeninizi bozarız.” İşte bu tür durumlarda mü’min, bütün bütün desteksiz ve kaidesiz kalsa bile doğru bildiği yoldan kat’iyen dönmemelidir. Aksi takdirde o, muvakkaten bazı insanların desteğini alma şeklindeki mevhum bir mazarrattan içtinap etme düşüncesiyle, muhakkak bir maslahatı terk ettiğinden ötürü yolda kalacaktır.

292