İçeriğe geç

Onların yorumundaki Mevlâna, kendi kendine bir prototip; Nebi ile irtibatı olmayan ve metafizik derinlikleri bulunan bir filozof, bir mistik ve uzak doğu dinlerinde olduğu gibi ruha kendi gücünü kazandırma peşinde koşan bir vücûdî veya mevcûdî idi. Bu müsteşrikler, Allah’ı hiç kabul etmeyen Nietzsche ile Mevlâna’yı, Kant ile İslâm feylosofu İmam Gazzâlî’yi bir tuttukları gibi Aristoteles’i de birçok İslâm velîsinin üstünde kabul ediyorlardı ve Neoplatonizm’i Müslümanlıkla aynı tutuyor, hatta daha da fâik buluyorlardı.

Biz Hazreti Mevlâna’yı bir ibadet adamı, bir muhabbet ve gönül insanı, Allah aşkının mecnûnu, meczûbu ve meftûnu olarak görüyoruz; onlarsa o hazreti, yukarıda resmedildiği şekilde görüp göstermek istiyorlar. Tabiî müsteşriklerin bu farklı yorumlarına bakarak bazı kimseler de Mevlâna hakkında ileri geri konuşuyorlar ki, böyleleri de ayrı bir gafletin kurbanıdırlar.

Bütün bunları da dikkate alarak, “Mevlâna, herkes tarafından sevilmeli; kâfir de, mü’min de sevmeli onu.” diyebiliriz. Ancak karşımıza iki Mevlâna anlayışı çıkıyor ki bu durumda hangi Mevlâna’dan yana olduğumuzu, olacağımızı çok iyi belirlememiz lâzım.

161