Kâinattaki çeşitli varlıkları müşâhede ettiğimizde “Musavvir” ismi hakkında kat’i bir kanaat elde ederiz. Evet, Allah, falan ressam gibi sadece belli resimlere inhisar-ı fikir eden, sadece onları yapıp enzâr-ı âleme arz eden biri değil, O, bilakis yeryüzünde her baharda rengârenk sanatlarını insanların temaşasına arz eden bir “Musavvir”dir. Allah, “Rahmân’dır”; dolayısıyla “Rezzâk’tır” (“Rahmân”ın bir mânâsı da “Rezzâk”tır). O, nasıl rızık verir? Ağaca verdiği rızık insana verdiği rızıktan farklıdır. Ona ağız ve mide vermemiştir. İnsanla bitkiler arasındaki rızıklanma mevzuu tamamen terstir. Bitkiler, insanın attığı şeyi alır, onun muhtaç olduğu şeyi de dışarıya atarlar. Binaenaleyh ağaçta “Rezzâk” ismi, Allah’ın ona karbondioksit yudumlatmasıyla olur. Keza, “Rezzâk” isminin bir amipteki tecellîsiyle insandaki tecellîsi de tamamen birbirinden ayrıdır. Öyleyse bir mikroptan bir gergedana, yani en küçük varlıktan en büyüğüne kadar bütün mevcudatta “Rezzâk” isminin tecellî ettiğini görebilmek için hepsinin nasıl rızıklandırıldığını, rızkı nasıl hazmettiklerini, Cenâb-ı Hakk’ın Rahmâniyet’inden nasıl istifade ettiklerini görmek gerekir ki, Allah hakkında bir fikre sahip olabilelim.
İşte bunun gibi, tâ bidayet-i âlemden (kâinatın yaratılışı) bugüne ne kadar tebeddül ve tagayyür varsa bunların hepsi esmâ-i ilâhiyenin bir mertebe ve bir derecedeki tecellîsinden ibarettir. Cenâb-ı Hak, kâinatı şe’n-i rubûbiyetini izhar için yaratıp bir kitap hâlinde bizim nazarımıza arz etmiştir. Bu muhteşem kitabın bir fihristi olarak da insanı yaratmıştır. Bu fihristte ve bu kitapta, bütün şe’n-i rubûbiyetini göstermesi, O’nun ilâh olmasının lâzımıdır. Biz de O’nu, işte kâinata serpiştirdiği bu işaretlerle tanıyoruz.