İçeriğe geç

Öyleyse meselenin içinde değişik bir nokta daha var. O da, günümüzde Müslümanların birbirlerini bilmemeleri, tanımamaları ve içtihat edip hizmetin hayırlısı böyle olacak zan ve zehabına kapılmalarıdır. Bazıları, “Biz, ümmet-i Muhammed’i ancak gönül heyecanı ve aşkla kurtarabiliriz.” bazıları “Bunun yanında milleti ancak akla uyarmakla ve tenbihle kurtarabiliriz.” bazıları “Günümüzün insanını ancak eğitimle kurtarabiliriz.” bazıları da bunların hepsini cem ederek, “Ümmet-i Muhammed’in kurtarılışı, dirilişi, tenbihi, uyarılması ancak aklın yanında kalbin, kalbin yanında da hissin ve letâifin uyarılmasına bağlıdır; zira insanın aklında, ruhunda, kalbinde, hissinde, duygularında bir boşluk olduğu sürece, o insanın gerçek mü’min olmasına imkân yoktur.” diyeceklerdir; diyecek ve kendi içtihadına göre hareket edecektir.

Belki bunların içinde bir tanesi en doğrudur ve en güzeldir. Fakat diğerleri de çirkin değildir. Böyle durumlarda doğru olan şey de şudur: “Herkes ‘Benim mesleğim en güzel ve en doğrudur.’ demeli ama ‘Güzel ve doğru sadece benim mesleğimdir.’ dememeli ve başkalarının mesleğinin butlanını iddia etmemelidir.”

Ashab efendilerimiz de böyle hareket ederek, zuhuru çok daha korkunç olabilecek muhtemel bir kısım vak’aları önlemişlerdir. İnşâallah, inanan insanlar topluluğu, kendi içinde olgunlaştıkça, iftiraka götürücü sebepler ve vesileler de kuvvetini kaybedecek ve hiç olmazsa akıl ve mantık planında bir kısım anlaşmalara gidilecektir. Ancak bir cemaat, hak ve hakikat namına da olsa hakkın hatırı için bu farklılıkları bağışlamalı, bunların üzerinde durmamalı ve bunlarla mü’min fertleri mahkûm etmemelidir.

8