Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında olan meseleye gelince, bu mücadele Emeviler ile Haşimîler arasındaki bir ihtilaftı. Hak Hz. Ali tarafındaydı, ancak Hz. Muaviye de kendisini haklı ve selahiyetli görüyordu. Hatta elinde bir kısım dayanakları da vardı. Meselâ Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), onu Şam havalisine vazifelendirmişti. Hz. Ebû Bekir, iki buçuk-üç seneye yakın hilafet döneminde “Sen orada kal!” diyerek onu yerinde ibkâ buyurmuşlardı. Hz. Ömer’in hilafeti esnasında uzun seneler hep orada vali olarak kalmıştı. Hz. Osman’ın hilafetinin ilk döneminde herkes kendisinden memnundu ve o devirde de Hz. Muaviye vali olarak kalmıştı; evet kendisini haklı gösterecek bunun gibi daha başka karineler de vardı.
Bunlarla ben ona –hâşâ– aldanmış diyemem; ancak Hz. Ali karşısında haksız olduğundan şüphe yoktu. Hak, Hz. Ali tarafındaydı. Hz. Muaviye, ısrarla Hz. Osman’ın kâtillerinin bulunmasını istiyor, Hz. Ali de buna karşı kendisini müdafaa ediyordu. Bir ihtilal olmuştu ve etrafta anarşi hâkimdi. Hz. Ali bunu bastırıncaya ve idareye tam hâkim oluncaya kadar kâtilleri teslime kendini muktedir göremiyordu. Konuyla alâkalı tarihler bize şu bilgiyi vermektedir: “Bir gün, ‘Kâtiller gelsin, onları teslim edeceğim.’ deyince, bin tane silahlı insan Hz. Ali’nin karşısına dikilip ‘Hepimiz kâtiliz.’ demişlerdi…”