Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh), esma-i hüsnâyı “doksan dokuz” olarak rivayet eden tek ravidir. Daha sonraki asırlarda ise, esmâ-i hüsnâ doksan dokuz olarak meşhur olmuştur. Aslında Kur’ân-ı Kerim’deki esmâ-i ilâhiye sayılacak olsa, doksan dokuzdan çok fazla olduğu görülecektir. İhtimal ki, o zaman Hz. Ebû Hüreyre’ye bildirilen esmâ-i ilâhiye o kadardı veya aklında kalanlar bunlardı. Vâkıa, Cevşen’de de, müfret ve mürekkep olarak Cenâb-ı Hakk’ın yüzlerce ismi vardır. Burada Goethe’nin şu enfes sözünü hatırlamak da zannediyorum yerinde olur: “Seni onlarca, yüzlerce isimle çağırıyorlar ey Mevcud-u Meçhul olan Zât! Seni binlerce isimle bile çağırsak, yine de zât-ı ulûhiyetin hakkında ciddî bir şey söylemiş olamayız.”
Evet, Cenâb-ı Hakk’ın zâtının ismi olan “Allah” lafzı, ism-i hâs olduğu için bütün esmâ-i ilâhiyeyi tazammun etmektedir. O (celle celâluhu), isim ve sıfatlarıyla kâinatta her an tecellî etmekte ve kâinat da o başdöndürücü nizamıyla her dem bu hakikati haykırmaktadır.