Allah (celle celâluhu) zâtı ile de mevcud-u meçhuldür. O’nun vücudu kabul edilmeden mevcudattan bahsedilemez. Zira kâinatta mevcut bulunan başdöndürücü nizam ve ölçüler, O’nun ihtiyar ve takdirine delâlet ettiği gibi, bütün varlık da heyet-i mecmuasıyla, O’nun vücuduna delâlet etmektedir. Esasen, Hz. Vücud’un kendine has ve enfes yorumları da vardır ama, ben meseleyi dağıtmak istemediğimden, müsaadenizle o konuya girmeyeceğim.
Mesnevi-i Nuriye’de de ifade edildiği gibi, Lafz-ı Celâle, Cenâb-ı Hakk’ın bazı isimlerini “bi’l-mutabaka”, bazılarını “bi’l-iltizam” ve bazılarını da “bi’t-tazammun” ifade etmektedir. Meselâ “Hâlık” ve “Rahmân” isimleri, “Allah” lafzını bi’l-mutabaka ifade etmektedir. Hâlık, “Allah’tan başka yaratıcı yoktur.”; Rahmân ise, “Dünya ve ukbâda insanları rahmetiyle kucaklayan.” demektir.
Bazı isimler de vardır ki, Allah lafzı, o isimleri bi’l-iltizam ifade eder. Allah lafzının bütünleştiği o isimler söylenmezse, O’na bir nakise isnad edilmiş olunur. Oysaki Allah (celle celâluhu), noksanlıklardan münezzehtir. Cenâb-ı Hakk’ın bazı isimlerinde ise, bir tazammun söz konusudur. Yani Allah ism-i mübareki, Mâbud-u Mutlak ve Maksud-u bi’l-istihkak unvanı olduğundan, bunları ihtiva eden bütün isimleri kuşatmaktadır. Öyleyse biz, “Allah” dediğimizde aynı zamanda bütün esmâ-i ilâhiyeyi de söylemiş oluruz.