Zannediyorum, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) kadar Allah Resûlü’nü seven ikinci bir insan yoktur. Oysaki canından daha çok sevdiği Efendisi vefat ettiği zaman, o büyük temkin insanı, üzüntü ve kederden bayılıp kalması, kendini yerden yere vurması gerekirken, hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği, “Her kim Hz. Muhammed’e inanıyorsa –yani ölmez zannediyorsa– işte o öldü. Her kim de Allah’a inanıyorsa bilsin ki O, Hayy ve Bâki’dir.” sözlerini söyleyerek, insanları temkine davet etmiştir.
İşte bu durum, bir temkin insanı olmanın ifadesidir. İnsan ağlayıp sızlayabilir, ama sürekli temkinli, dikkatli ve teyakkuz içinde olmak, ayrıca Allah’ın, her lahza her yerde hâzır ve nâzır olduğu şuuru ile yaşamak.. evet, işte bu hâl, Cenâb-ı Hakk’ın, sadece kullarından bazılarına bahşettiği isimlerinin birer tezahürüdür.
Her insanın mayasında hâkim unsur olan bu isimler, tecellî ettikleri insanın benliğinde de bir ip ve bir hat gibi kendilerini hissettirirler. Bunu bazıları keşfen, bazıları da etrafındakilerle kendisini mukayese ederek onlarla kendisi arasındaki farkı kavrayabilir. Hiç olmazsa vicdanıyla sezebilir.
Evet, insan esmâ-i ilâhiye ile münasebettardır. Onun esmâ-i ilâhiyeye dayanarak, kendisinde hâkim olan ismi vird edinip her gün çekmesi, o insanın dualarının kabulüne ve mânevî terakki adına ilerlemesine vesile olabilir.