1. Tarihteki konumu ve üzerine aldığı misyonu açısından Abdullah İbn Hüzafe’yi (radıyallâhu anh), Bizans içinde Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) hususî bir elemanı olarak değerlendirmek yerinde olur zannediyorum. Abdullah (radıyallâhu anh), Hz. Ömer döneminde önemli bir misyon yüklenmiş ve bu işi yaparken de düşmanları tarafından keşfedilip yakalanmıştır. Hasımları, kendisine akıl almaz işkencelerde bulunmuş, hatta çok güvenilir bir kısım siyer ve tarih kitaplarının yazdığına göre, bu mübarek sahabinin başı, kaynayan suya sokularak işkence edilmiş ve bu korkunç işkenceler neticesinde bile ona hiçbir şeyi kabul ettirememişler. Bu arada bütün bu olup bitenleri, içinde yaşadığı manastırın bir deliğinden seyreden bir rahip, Abdullah İbn Hüzafetü’s-Sehmî’nin göstermiş olduğu cesaret karşısında hayran kalarak bu şanlı sahabiyi karşısına alır ve ona şu teklifte bulunur:
– Oğlum, cesaretine hayran kaldım. Şimdi sana üç dakika mühlet vereceğim. İhtimal bir-iki dakika sonra seni öldürecekler. Bunu iyi değerlendirirsen, hem dünyada hem de ahirette mesut olursun. Zira bu üç dakika içinde sana Hristiyanlığı telkin edeceğim ki bundan sonra ölsen de gam yeme, çünkü Hz. Mesih’e kavuşacaksın.
Abdullah İbn Hüzafetü’s-Sehmî’nin çehresinde bir tebessüm belirir ve ardından rahibe şunları söyler:
– Aziz peder! Şimdiye kadar beni kimse dinlemedi. Bu üç dakikalık fırsatı verdiğinizden dolayı, bilseniz size ne kadar müteşekkirim. Çünkü bu üç dakika içinde size hak dini öğreterek gerçek kurtuluş yolunu gösterebilirsem, artık ölsem de gam yemem…