İçeriğe geç

Hümanizm, günümüzde üzerinde ulu orta konuşulan ve şuraya-buraya çekmeye müsait bir sevgi anlayışıdır. Günümüzde bilhassa bazı çevreler, İslâm’daki cihad konusunu, muhakemesi yetersiz avamın kafasını karıştırarak, onların gönüllerinde İslâm’a karşı şüphe uyarmaya ve yine zihinlere mücerred (soyut), dengesiz bir hümanizm anlayışı empoze etmeye çalışmaktadırlar.

Evet, bir taraftan, anarşi ve teröre karışan, ülkenin birliğine-bütünlüğüne dokunan, hatta memleketi bölmek isteyen, asırlardan beri devam edegelen bu ülke ve bu ülke insanının varlık ve bekâsına karşı cephe alıp tahribatta bulunan insanlara “acımalı, merhamet edilmeli” deyip, diğer taraftan, önlerine bir kısım sözde din adamlarını da katarak, insanların gözyaşlarına bakmadan, masumları öldürenlere ve vahşetin en dehşetlisini işleyenlere seyirci kalanların bu garip tavırlarını hümanizmle telif etmek (bağdaştırmak) çok zor olsa gerek.

Hiçbir mü’min, yüklendiği misyon itibarıyla meseleleri abartarak, çarpıtarak, olduğundan farklı gösterme gibi bir aldatmacaya kat’iyen bilerek girmez. Bu açıdan, sırat-ı müstakîm (dosdoğru yol) ve Kur’ânî dengenin temsilcisi olan Allah Resûlü ve onun canlandırdığı gerçeği cemaat hâlinde en mükemmel şekilde ortaya koyan sahabe-i kiram, sevgide de itidal ve dengenin temsilcisi olmuşlardır. Konuyu Asr-ı Saadet’ten bir-iki örnekle müşahhaslaştırmak mümkündür:

2