Burada, insanın kötü şeyleri aklından geçirmekle muaheze edilip edilmeyeceği sorusu akla gelebilir. Hemen şunu ifade edelim ki, bu tamamen sübjektif ve her insanın kendi seviyesiyle alâkalı bir meseledir. Şöyle ki, meselâ bazı insanlar âdeta bütün duygu ve düşünceleri itibarıyla Allah’a ve O’na ait değerlere göre kurulmuş ve planlanmış gibidirler. Bu yönüyle de sanki onların beyin ve hafızaları, Cenâb-ı Hak tarafından karantina altına alınmış, şeytan ve şeytanî düşüncelere kapalı bir disket hâline getirilmiş gibidir. Her yönüyle ilâhî rahmet, ilâhî hıfz ve kelâetin sıyanetinde olan bu ruhlar, şeytanın: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım. Ancak ihlâslı kulların müstesna.”1 diye tavsif ettiği ve buna karşılık Cenâb-ı Hakk’ın: “İşte Bana varan dosdoğru yol budur. Şüphesiz Benim kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur.”2 dediği, Cenâb-ı Hakk’ın has kullarıdır.
Dolayısıyla başka türlü mülâhazaların, onların zihinlerini meşgul etmesi az görülen şeylerdendir. Onların bu türlü şeylere iradî olarak tevessülleri ise beyinlerine bir matkap salarak fısk ve fücuru kendi düşünce dünyalarına taşımaları anlamına gelir ki, bu durumda da hemen ilâhî bir tokatla uyarılmaları kaçınılmaz olur. Bu tokat, küçük bir dikenin yolda ayaklarına batması olabileceği gibi, büyük bir belânın tokmak gibi başlarına inmesi şeklinde de tecellî edebilir. Ama her ikisinde de kastedilen mânâ şudur: “Zinhar, bu türlü şeylere girmeyin!” Ancak bir de günah virüsü disketin içine sirayet etti mi, artık ondaki plan, program adına ne varsa, hepsi birden tehlike sath-ı mâiline girmiş demektir ki bundan geri dönülmesi oldukça zordur.
Dipnotlar
- 1 Hicr sûresi, 15/39-40.
- 2 Hicr sûresi, 15/41-42.