Bir diğer derinlik de hizmetin şuurunda olarak hizmet etmektir. İnsan tam inandıktan sonra amel ede ede, amelini, hayatına mâl etmesi diyanetin insan tabiatıyla bütünleşmesi adına çok önemlidir ki, böyle bir şuur ve idraka Merhum Hamdi Yazır tefsirinde: “İslâmiyet, insanda ikinci bir fıtratın hâsıl olma keyfiyetidir.” demektedir. Yani insan, anasından doğarken hiçbir şey değildir ama, her şey olmaya müsaittir. Kim ve hangi düşünce en evvel ona elini uzatır ve kim onu hangi kalıba sokarsa insan da o kalıba göre şekillenir.
Onun için Muhbir-i Sâdık, “Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar. Daha sonra annesi-babası ya onu Yahudileştirir ya Nasranileştirir ya da Mecusileştirir.” buyurmaktadır. Demek ki, her insan evvelâ tek bir fıtrat üzere doğuyor. Daha sonra ortaya çıkan Yahudileşme, Nasranileşme, Mecusileşme veya İslâmlaşma onun ikinci fıtratı oluyor. Bu ikinci fıtrat, sadece inanmakla gerçekleşmez. Aksine insan, imanla, ilk adımını atar, daha sonra da amelle imanını pekiştirir ve onu fıtratının ayrı bir buudu hâline getirir. Öyleyse inanma, ikinci tabiat ve fıtrat kazanma adına çok önemli bir adım ve bir hamledir.