Evet, Allah’ın (celle celâluhu) rahmeti olabildiğine geniştir ve bir kudsî hadiste ifade edildiği gibi, O’nun rahmeti gazabını aşmıştır. Hatta bu rahmetin boyutları, Yunus’un ifadesiyle:
kulun, dağlar kadar günah ve kusurları olmasına rağmen, her günah işlediğinde: “Allahım, ben yine günah işledim. Günahımı affet…” demesi karşısında onu affedecek kadar geniştir. Ve işte bu yönüyle o, insanı hayrete düşürecek ölçüdedir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hususa dikkat çekmek için bir mecliste ashabına: “Kimse ameliyle kurtulamaz.” der. Sahabe: “Sen de mi yâ Resûlallah!” dediğinde, O: “Evet, Allah’ın rahmeti ve fazlı olmadan ben de kurtulamam.” cevabını verir.
Cenâb-ı Hak, başka bir kudsî hadiste ise, tevbe edip salih amel işleyen kullarına, başka sürprizlerinin de olacağını ifade için: “Ben, salih kullarıma gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım.” buyurmuş ve tefsircilerin “Cennet’te cemalullahı görme” şeklinde tefsir ettikleri bir “zaide” vereceğini bildirmiştir. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) de, “Eğer buna inanmıyorsanız, ‘Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak, ne mükâfatların saklandığını kimse bilemez.’2 âyetini okuyun.” demiştir.
Ancak, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin bunca genişliğine rağmen, kul yine de endişe etmeli; kabre imansız girmekten tir tir titremelidir. Zira Allah Resûlü’nün ifadeleri içerisinde, akşam mü’min olanın sabah kâfir; sabah mü’min olanın da akşam kâfir olabileceği şu dönemde, kimse akıbetinden emin olmamalıdır.
Dipnotlar
- 2 Secde sûresi, 32/17.