İçeriğe geç
36. Bölüm

Akıbet Endi̇şesi̇

Soru: Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri: “Herkesin iman mukabilinde bu zemin mukabili kadar bağlar ve kasırlar ile müzeyyen ve bâki ve dâimi bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor. Hatta bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesinin kazandığını sekeratte müşâhede etmiş; ötekiler kaybetmişler.” buyuruyor. Bu durum karşısında hâlimizden endişe ediyoruz. Ne yapmamızı tavsiye edersiniz?

Kişinin, kendi akıbetinden endişe etmesi çok önemli bir hâdisedir. Çünkü bu endişe, Allah’a yönelmenin ve günahlara karşı tavır almanın hem ilk saiki hem de ilk merhalesini teşkil eder. Bu yönüyle ona, gelecekte tehlikeli hâllere maruz kalmamak için, kulun teyakkuza geçmesi ve uyanık olması da diyebiliriz.

Hâlinden endişe etmeyenlere gelince onlar, bir kısım gafilâne yaşayanlardır ki, Kur’ân-ı Kerim onların bu hâlini çarpıcı bir üslûpla şöyle anlatır:

“Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp Cehennem ateşine giden kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”1

Âyette geçen “cüruf” kelimesi, dere kenarında sel sularının dibini yalayıp oyduğu toprak parçasını ifade etmektedir ki bu, her an yıkılmaya hazır bir yar demektir. Bu toprak parçası üzerine yapılan binanın ne kadar çürük olacağını ise varın siz tasavvur edin. İşte ameline güvenen ve akıbetinden endişe etmeyen insanlar da, tıpkı bu toprak parçası üzerine yapılan ev gibi, her an bir kayma ve yıkılma ile karşı karşıyadırlar.

1