İçeriğe geç

Evet huzur-u kalb, namazda söylenip ifade edilen bütün bu mânâların dışına çıkmamaktır. Zaten “huzur” Arapça mânâsı itibarıyla “hazır olma”, “hazır bulunma” demektir. Avamca ifadesi ile çarşı-pazara çıkarken cüzdanınızı yanınızda taşıdığınız gibi, namazda kalbinizi yanınızda taşımanız demektir. Zira Allah indinde geçer akçe bir şey varsa, o da kalbdir. Siz, kalbinizi O’na verecek, karşılığında da O’nun rahmet ve rızasını alacaksınız. Ama huzura gelirken kalbiniz yanınızda değilse bu pazarlığı yapamazsınız. Başka bir ifadeyle namazda iken çarşı-pazarda dolaşan, evde çoluk-çocuk neşvesiyle dolu bulunan kalb, bu pazarda geçerli akçe olamaz. Sen kalbini namazda hazır tuttuğun an, gözlerin dört açılacak ve gördüğün şeylerin mehâbeti altında ezileceksin. Kur’ân âyetlerini tilâvet ederken, mârifet adına uçsuz bucaksız sahillerde gezdiğini anlayacaksın. O âyetler, senin elinden tutup mârifet ve iç zenginliği adına rehberlik yapacak, bilmediğin sahillerde seni dolaştıracaktır.. dolaştıracak ve birden bire mârifetullah adına bilmediğin şeyler, farklı bir âlemden içine tulû ediyor gibi gelecektir. Ve sen, seradan süreyyaya kadar bazen kürelerde, bazen de kendi iç âleminde dolaşacaksın. Topyekün küre-i arzın âdeta bir kalb gibi atışlarına ve çıkardığı tarrakalarla Allah’ı haykırışına kulak kesileceksin; ondan sıçrayıp güneşe intikal edecek, onun da büzülüp açılarak “Allah” diyen bir kalb gibi, Samanyolu içinde kendi yolunu almaya çalıştığını göreceksin.

276