İçeriğe geç

Namaz, kâmil mânâda kılınırsa –birçok hadis-i şerifte de işaret buyrulduğu gibi– günahları siler, temizler. Zira namazda tevbenin şuur hâline gelmesi söz konusudur. Yani namaz ile yapılan tevbe kasdî ve iradî olmamakla beraber, istenen ölçüler içinde eda edilmiş bir namazla bütünleşme ve bu bütünlük içinde huzur-u ilâhiye gelme, insanda tevbe adına bir şuur mayalar.

Diğer taraftan namaz, yekpare tevbe demektir. Tevbe, namazın bütün rükünlerine öyle sinmiştir ki onu tevbeden ayrı mütalâa etmek âdeta imkânsızdır. Her tevbe elbet namaz değildir; fakat şuurla kılınmış her namaz aynı zamanda bir tevbedir. Ne var ki namazın böyle bir tesir icra edebilmesi için öncelikle onun istenen seviyede yerine getirilmesi lazımdır.

Burada, konuyla ilgili hadislerden anlaşılabilecek şöyle bir nükteye de dikkatinizi çekmek istiyorum: Cenâb-ı Hak dilerse her namazda günahları affedebilir. Ancak kul, günahının ızdırabını, yirmi dört saat gönlünde duymalıdır ki bu, o günahların affına ciddi bir davetiye olsun ve o gün işlenen günahlara mukabil, yine o gün dolu dolu tevbeyle geçsin.. ve kul, bu tevbenin kabulünü o günün bütün namazlarında arasın ve bulmaya çalışsın. Her gününü böyle geçirenler için bu şuurla namazın eda edilmesi de ayrı bir lütuf olsa gerek. Nasıl ki Ramazan içinde Kadir gecesi, cuma içinde duaların makbul olduğu vakit gizlidir ve bununla da bütün Ramazan ayının ve bütün cuma gününün değerlendirilmesi hikmeti gözetilmiştir. Bunun gibi günaha kefaret olacak namaz da gizli tutulmuştur ki, insan her namazında bunu arasın ve namazını bu duygularla eda etsin. Neticede namazlarından herhangi birinde kefaret meyvesini devşirmiş olsun.

h. Allah’a Yakınlığa Vesiledir

291