İçeriğe geç

Yine bu esas içerisinde, meleklere imanı da hatırlarız. Onların varlığına iman sayesinde, hiçbir zaman kendimizi yalnız hissetmez, nerede olursak olalım bir vefalı dost gibi onların da yanımızda olduklarını ve bize, doğruya giden yolları gösterdiklerini, eğri yollar üzerine de setler ördüklerini düşünürüz. Onlara olan bu inancımız, burada içimizde bir sekîne ve huzur hâsıl eder, ahirette de tâklar altından geçerek krallara yakışır bir şekilde bizi karşılayacakları ve oluşturdukları kordon arasında Cennet’e gireceğimiz mülâhazasını aşılar.

Hâkeza, مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ “O, hesap gününün sahibidir.” dediğimiz zaman, burada bize sahip ve hâkim olan Allah’ın, vefatımızdan sonra da bize sahip ve hâkim olacağını ve O’nun huzurunda hesap vereceğimiz günü hatırlarız. Öyle ki o günde O’nun iyi dediğine kimse kötü diyemeyecek, O’nun kötü dediğine de kimse iyi diyemeyecektir. اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ “Bizi doğru yola ilet!” dediğimiz zaman ise din-i mübin-i İslâm’ı, Kur’ân’ın ahkâm ve muhtevasını ve onların bizden taleplerini hatırlarız.

Evet, bütün bunlar, bir erkân-ı imaniye manzûmesi olan namaz içinde bizlere hatırlatılmaktadır. Belki biz, rukûda, secdede, tahiyyatta hatırlanması ve hissedilmesi gereken şeyleri bilemez, bir şaşkınlık içinde yatıp kalkabiliriz. Ne var ki Allah (celle celâluhu), ferman-ı samedânisiyle, içimizde kabaran kulluk arzusunu bir sistem hâlinde formüle ediyor, belli şekil ve kalıplara sokuyor ve “Ancak böyle yaparsanız razı olurum.” buyuruyor.

g. Günâhlara Kefarettir

290