İçeriğe geç

Dünyanın ileri toplumlarına bakıldığı zaman onların bir kısım vasıflara sahip oldukları ve bu özellikleriyle diğer toplumlardan ayrıldıkları görülür. En ideal toplum; fertleri, küçüğüyle-büyüğüyle mütevazi ve yüzü yerde, itaat ve teslimiyet duygusu içinde hareket eden, birbirlerine karşı saygılı, sahip oldukları her şeyi cömertlik duygusuyla muhtaç insanlara veren toplumdur. Namaz, işte bütün bu hususları içerisinde barındıran yüce bir ibadettir. O, hem tevazunun formüle edilmiş bir şekli hem de insanlara cömertlik hissi kazandıran kudsî bir çağrıdır.

Evet, insan namazda cömertlik antrenmanı yapar; başta vaktinden fedakârlık gösterir; her vakit gelir geçer de onun namazda vakti sonsuzluğa ulaşır, zaman onunla değer kazanır ve vücubla imkân arası nuranî bir çizgi hâlini alır. Bunu bir misalle arz etmek gerekirse; insan, zamanının yaklaşık üçte birini dünyaya sarfederek elde ettiği maldan, Allah rızası için zekât verir. Verdiği bu zekâtı ana maldan değil de ondan elde ettiği mahsülden verir. Hâlbuki namaz öyle değildir; o tamamen sermayeden Rabb’e verilir. Günde beş defa namaz kılan bir mü’min, abdestte ve mescide giderken yolda geçirdiği vakti de içine katacak olursak her gün sahip olduğu 24 saatlik sermayesinden önemli bir kısmını Rabbine ayırıyor, yatırımını doğrudan doğruya zamana yapıyor demektir. Bu durum âdeta ağacın meyvesinden zekât verme yerine, doğrudan ağacın verilmesi gibi bir şeydir. İşte mü’min, bu cömertlikle namazda zamanını sonsuzluğa ulaştırır.

300