İçeriğe geç

a. İnsanlar Arasında Eşitliği Sağlar

İbadetler, toplum içindeki farklılaşmayı asgarî seviyeye indirir ve insanlığın öteden beri rüyalarını görüp durduğu eşitliğin gerçekleştirilmesine katkıda bulunur. Namaz, oruç, hac, zekât böyle bir fonksiyon eda eder.

İslâm ibadet sisteminin amaçlarından biri de insanı ruhen ve bedenen sağlam tutarak ruhî ve bedenî hastalıklara karşı korumaktır. Gurur ve kibir, kendini bulamamış küçük insanlara ait birer boşluk ve ruhî birer hastalıktır. İnsanın bu tür zaaflara düşmesi her an muhtemeldir. Dolayısıyla bu tür zaaflarla bir ömür boyu mücadele edilmesi gerekir. Diğer taraftan ihlâs, mahviyet ve tevazu ise insan benliğindeki bu boşlukları dolduracak fazilet buudlarıdır. Bütün bu mânâları üzerinde taşıyan en şümullü ibadet ise namazdır.

Evet, namaz, insandaki kötü duyguları yok eder; diğer insanlarla kaynaşmayı engelleyen mânileri ortadan kaldırır ve onlar arasında gerçek eşitliği tesis eder. İnsanlar, namazdan başka hiçbir yerde zenginiyle-fakiriyle, amiriyle-memuruyla, küçüğüyle-büyüğüyle bu ölçüde bir araya gelemez, birlikte omuz omuza saf tutamaz. Sokaklarda korumalarıyla dolaşan, yanlarına kimsenin yaklaştırılmadığı devlet başkanları dahi namaz için camiye geldiklerinde sade vatandaşlarla aynı safı paylaşmak mecburiyetinde kalır. Zira Rabbin huzurunda, bir köleyle onun efendisi arasında fark olmadığı gibi, üzerinde takım elbise taşıyanla, eski bir hırka taşıyan arasında da fark yoktur. Aralarındaki fark sadece takva iledir.

İslâm, bu içtimaî anlayışla gelir ve insanlara bu denli bir eşitlik salıklar. Namazdaki bu anlayış öyle bir ülfet ve ünsiyet peyda eder ki artık hayatın her safhasına taşınır ve hâkim olur. Dolayısıyla insanlar, birbirlerine tepeden bakmaz, birbirlerinden kaçıp uzaklaşmaz. Aksine, tıpkı namazda olduğu gibi içtimaî alanlarda da bir bünyan-ı mersûs (sağlam bir yapı) teşkil ederler.

297