Baştan buraya kadar söylediklerimizden de anlaşıldığı gibi, Kur’ân’ın mânâsında öyle bir umumîlik vardır ki, o bütüncül bakış sayesinde varlık âleminde hiçbir saha ihmal edilmemiştir. Evet, Kur’ân başlangıç ve netice münasebeti içinde bütün vak’a ve hâdiselere, kıymetleri ölçüsünde mutlaka temas etmiştir; etmiştir zira Kur’ân, bütün kâinatın anatomisini yapacak çapta bir câmiiyete sahiptir. Sanki onda, en küçük noktalar bile ilâhî büyüteçle büyütülmüş ve insanın nazarına arz edilmiştir.
Ondaki bu hususiyettir ki, dönemin dev şair ve ediplerini Kur’ân’a teslime mecbur etmiştir. Günümüz de dünden farklı değildir. Bugün nice dev ilim, fikir ve düşünce adamı Kur’ân’a teslim olmakta ve kendileri için onu eşsiz bir üstad ve yol gösterici kabul etmektedir. Elbette böyle bir kabulleniş önemli bir mesaj teşkil etmektedir. Teker teker veya toplu hâlde, bütün bu kabullenişlerin altında şöyle bir itiraf vardır: Kur’ân, Allah’ın (celle celâluhu) insanlığa en câmi mesajıdır.
İsterseniz yine o günden bir misal verelim; o günden, yani şiirin altın çağını yaşadığı dönemden:
İşte cahiliyenin büyük şairlerinden Züheyr b. Ebî Sülmâ’nın iki oğlu Kâ’b ve Büceyr.. iki şair kardeş. Büceyr daha önce İslâm’la şereflenmiş, Kâ’b ise İslâm aleyhtarı faaliyetleriyle geç uyanacaklardan biri. Tabiî daha sonra şiiriyle hem aradaki mesafeyi kapatan hem de Resûlullah’tan iltifat gören insan. Hem Kâ’b hem de Büceyr şanlı iki kardeş sahabi. Kur’ân’daki o müthiş cazibenin ışığa koşan pervaneleri…