Belki farklı farklı uygulamaları vardır ve herkesi aynı kategoride mütalâa etmek doğru değildir; fakat, geçen gün televizyonda görmüştüm. Bir adam, insanî onurunu ayaklar altına alarak ve rezil rüsvâ olarak telefonda bir rahibe günahlarını anlatıyor, bağışlanma diliyor ve günah çıkarma merasimi için yaptığı hayırların kabul edilip edilmediğini soruyordu. Telefonun öbür tarafındaki kendini peygamber zanneden zavallı, üç-dört saniye kadar gözlerini kapadı, anında Arş-ı Rahman ile münasebete geçmiş gibi yaptı ve “Affedildin, yaptıkların makbul sayıldı!..” deyiverdi.
Zannediyorum, bu onların kültüründen ve ruhbaniyetin yanlış yorumundan kaynaklanıyor. Dinimizde asla böyle bir şey yoktur. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resûlü olduğu hâlde bazen kendisine yöneltilen bir sorunun cevabını öğrenebilmek ya da bir müşkili halledebilmek için günlerce vahiy beklemiştir. Meselâ, İfk hâdisesinde hem kendisi, hem Hazreti Âişe Validemiz ve hem de Ebû Bekir, Ümmü Ruman, Hazreti Esma gibi insanlık âleminin yüz akları elli gün ilâhî hükmü intizar etmiş ve ızdırap çekmişlerdir. Keza, ruh ile alâkalı sorular sorulup ruhun mahiyetinden haber vermesi istendiğinde de Resûl-i Ekrem Efendimiz günlerce vahiy beklemiştir. Zira, vahy-i ilâhî herhangi bir insanın keyfine, hevasına ve hevesine bağlı olarak cereyan etmemektedir. Ötelerle irtibat mevzuunda, ihtiyaç anında hemen bir düğmeye basma ve merak edilen mesele hakkında malûmat sahibi olma söz konusu değildir. Peygamberin bile Cenâb-ı Hakk’ın tavzih edici beyanını bazen uzun süre beklemesi ve sonunda ona göre bir cevap vermesi gerekmektedir.