Evet, beklentisizlik peygamberlik mesleğinin şiarıdır; insanları kurtarmak için kendi hayatını istihkâr ederek her gün ölüp ölüp dirilme, sürekli çalışma, hep koşturma, zahmet çekip meşakkatlere katlanma ama bütün bunlara bedel hiçbir ücret istememe irşad yolunun hususiyetidir. Nitekim, Hazreti Nuh, Hazreti Hûd, Hazreti Salih, Hazreti Lût ve Hazreti Şuayb (Allah’ın salat ve selâmı Efendimiz’in ve bütün peygamberlerin üzerine olsun) hep aynı cümleyi tekrar etmiş; “Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülâlemîn’dir.”7 diyerek, bütün peygamberlerin ortak duygu ve düşüncesini dile getirmişlerdir. Mevlâ-yı Müteâl, Sultan-ı Rusül Efendimiz’e, “De ki: Sizden bu hizmetim için hiçbir ücret istemiyorum, malınız sizin olsun! Benim ücretim yalnız Allah’a aittir ve O, her şeye şahittir.”8 buyururken de, nübüvvetin bu ulvî yönünü nazara vermiştir.
Bu itibarla, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in ashab-ı kiramdan borç istememesi O’nun mutlak istiğnasının ve beklentisizliğinin gereğidir. O, “Ben size dini öğrettim, haydi siz de bana diyet ödeyin!” mânâsına gelebilecek en ufak bir tavra kat’iyen girmemiş, hiçbir zaman bunun imasında bile bulunmamış ve o şekilde anlaşılabilecek her şeyden uzak durmuştur.
Bir Vesile Arayışı
Fakat, Resûl-i Ekrem’in bir Yahudi ile alışverişinde aynı mahzur söz konusu olamaz. Çünkü, o Yahudi, kendisini O’na minnettar kabul etmemektedir; dolayısıyla, Allah Resûlü’nün ondan borç istemesinin zımnen de olsa risaletine bedel arayışı şeklinde anlaşılması mümkün değildir. Öyleyse, ailesinin iaşesini temin etmek maksadıyla ondan veresiye yiyecek satın alması ve minnet altına girmemek için de borcuna mukabil zırhını rehin bırakması gayet tabiîdir.
Dipnotlar
- 7 Şuarâ sûresi, 26/109.
- 8 Sebe sûresi, 34/47.