İçeriğe geç

İsterseniz, Maturîdî akîdesi zaviyesinden meseleyi şöyle de değerlendirebilirsiniz: Böyle bir mevhîbe-i ilahîye, Cenâb-ı Hakk’ın, onların iradelerinin hakkını vererek ortaya koyacakları yüksek bir performansa önceden bahşettiği bir avans oluyor. Zira Allah Teâlâ onların ne yapacaklarını, nasıl hareket edeceklerini ilm-i ezelisi ile biliyor. Bu türlü bir tecellî bazen kulun teveccühünün önüne geçiyor; bazen de kulun ciddi bir im’an-ı nazarını ve kararlı bir konsantrasyonunu takip ediyor; ne var ki, her iki durumda da, zihin, his ve şuur üstü bir ekstra teveccüh söz konusu oluyor.

Bununla beraber, bir kudsî hadiste de, “Bana bir karış yaklaşana Ben bir arşın yaklaşırım.” buyurulduğu gibi, genelde şart-ı âdi plânında kulun cehdi önde gösterilerek, Hak nezdinde insanın irade ve tercihlerinin ne kadar önemli olduğu hatırlatılıyor. Diğer bir ifadeyle, Cenâb-ı Hak kullarına bir akıl ve irade gücü vermiş; onların da bir hikmet-i vücudu var. Dolayısıyla, Allah Teâlâ, kulun teveccühünde, nazarında, niyetinde ya da iradesinin hakkını vermesinde kayda değer bir çizgi veya küçük bir nokta görüyor; onu ilk mevhîbeyi değerlendirme ve bir şart-ı âdi kabul ederek sonraki nimetlerini bahşediyor.

Zindandan Ka’be’ye Açılan Pencere

Mevzuyla alakalı, bildiğiniz bir menkıbeyi hatırlatmak istiyorum: İbrahim Havas hazretleri gâipten gelen ve kendisini ismiyle çağıran bir ses üzerine Bizans’a gider. Şehre ulaşınca, Rum Kayseri’nin kızının delirmiş olduğunu ve bir türlü derdine derman bulunamadığını işitir. Aslında, prenses bir vesileyle Barnaba İncili’ni okumuş, onda Peygamber Efendimiz’e dair güzel sıfatları ve harika haberleri görünce gözü açılmış ve hidayete ermiştir. Onun, Peygamber Efendimiz’e inanmasını ve müslüman olmasını kabullenemeyen kimseler, “Bunun ruhuna şeytan girdi!” yâveleriyle prensesin yakılması gerektiğini söylemişlerdir. İbrahim Havas hazretleri durumdan haberdar olunca, prensesi tedavi edebileceğini söyleyerek onun yanına girer. Bir aralık, Hak dostu, mağdure kadıncağıza “Keşke bizim diyarları bir görseydin!” der. Prenses, eliyle karşı tarafı işaret edip, “Şuraları mı kastediyorsun?” cevabını verir. İbrahim Havas hazretleri, bir de bakar ki, Mescid-i Haram ve Ka’be karşılarında.

124