Bu itibarla, muvahhid mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın teveccühüne başka ortaklar koşmaz ve O’nun rızasını her türlü mükafatın üstünde tutar. O, sadece Allah’ın teveccühünü ve rızasını tahsile çalışır; insanların teveccühüne ve istihsânına zerre kadar kıymet vermez. Halkın nazarını ve kabulünü, ancak Cenâb-ı Hakk’ın kabulünün ve teveccühünün bir yansıması ve gölgesi ise makbul sayar. Fakat, teveccüh-ü nâsın bir istidraç olabileceğini de hiç hatırdan çıkarmaz ve bu konuda da hep temkinli davranır. Halk tarafından alkışlanmayı ve onların takdirini almayı esas maksat yapmaz. O, Hazret-i Rahman’a hasr-ı nazar eder; teveccühünü bütünüyle asıl hak sahibi Rabb-i Rahim’e yönlendirir ve sadece O’nun hoşnutluğunu kazanmaya çalışır. Bilir ve inanır ki, Cenâb-ı Hak isterse ve hikmeti öyle gerektirirse onu halka da sevdirir, hakkında hüsn-ü kabul ve sevgi vaz’ eder.
Evet, gönül kapılarının açılması Allah Teâlâ’nın meşietine bağlıdır; o dilemeyince hiç kimse insanların nazarını celb edemez, kendini onlara sevdiremez. Gördüğünüz gibi, bazıları insanlar nezdinde inanılan, güvenilen ve sevilen kimseler olabilmek için ölüp ölüp diriliyor, her fırsatı o istikamette değerlendirmeye çalışıyorlar. Güç-kuvvet ellerinde, dayatma ve sindirme imkanlarının hepsine sahipler; beyin yıkama mekanizması da diyebileceğimiz medya onların emrine amâde... Fakat, onca imkana rağmen, bir türlü kendi toplumlarının ve umum insanların sevgisine ve kabulüne mazhar olamıyorlar. Şeytanı bile hayrette bırakan çok büyük kötülüklerini saklıyor; ama –bağışlayın– şov türünden şeylere girerek ve en ufak iyiliklerinin günlerce reklamını yaparak dikkatleri kendi üzerlerine çekmeye çalışıyorlar. Değişik illüzyonlarla minnacık bir akıntıyı şelale gibi göstermeye gayret ediyor ve halkın teveccühünü kazanmak için her yola başvuruyorlar. Ne var ki, gönül kapılarını bir türlü açamıyor, milletin takdirini asla kazanamıyor ve istedikleri teveccühe mazhar olamıyorlar; hatta maksatlarının tam aksiyle tokat yiyorlar. Beri tarafta ise, güç ve kaba kuvvet temsilcilerinin karınca kadar bile görmedikleri insanlar, hiç öyle bir beklentileri olmadığı halde halkın teveccühünü ve hüsn-ü kabulünü tahsil ediyorlar. Onlar, sadece teveccüh-ü ilâhî peşinde koşuyorlar, Cenâb-ı Hak da onlara teveccüh-ü nâsı da yâr ediyor.