İçeriğe geç

İrticâ’nın Hedefi İslam ve Müslümanlar

Bu açıdan, irticâ çığırtkanlığı yapan kimseler, şayet cahil, bilgisiz ve manipüle edilmiş insanlar değillerse, demek ki, irticânın gölgesine sığınarak bizzat müslümanlığı hedef alıyorlar. Bunlar, İslam’a açıktan açığa saldırmak ve müslümanlığa karşı düşmanlıklarını izhar etmek istemiyorlar. Çünkü, halkın yüzde doksanı Ramazan-ı şerifte oruç tutuyor; milletin yüzde sekseni en azından Cuma namazı kılıyor; insanımızın yüzde elliden fazlası günde beş vakit namazını eda ediyor. Eline birazcık imkan geçen hemen herkes Hac vazifesini yerine getirmek için yollara düşüyor. Hatta şimdilerde aristokrat sınıftan bazıları ayrı olarak ve aristokrasi mülahazasını koruyarak gidiyorlar, yol boyunca başkalarına karışmıyorlar. Fakat, gidişlerine nazaran çok farklı bir ruh haletiyle dönüyorlar; “Gönlümüz fetholdu, ruhumuz doydu!” diyorlar. Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in viladeti münasebetiyle salonlar şenleniyor, hatta stadyumlar doluyor; mevlitler okutuluyor ve binlerce gül dağıtılıyor. Gayet masum ve gayet yumuşak programlar yapılıyor; oldukça derin ve pek samimi hisler dile getiriliyor ve âdetâ dağıtılan o güllerin kokusuyla beraber müslümanlık da herkesin ruhuna siniyor. İslam kendi güzeliğiyle ve o yenilmez gücüyle gönüllere giriyor.

Dahası, Hristiyanından Yahudisine, Budistinden Brahmanistine kadar yabancı ilim adamlarından ve ilahîyatçı temsilcilerden yüzlercesi “Müslümanlık çok farklı.. hayatın her alanıyla alakalı bütün ihtiyaçlara cevap veriyor. İnsanın arzuları, istekleri ve beklentileri adına hiçbir boşluk bırakmıyor. Bundan dolayı, İslam’ı yok saymak, Hazreti Muhammed’i görmezlikten gelmek ve Kur’ân’a karşı lâkayt kalmak bir insan için çok büyük bir nakîsedir.” diyorlar.. diyor ve aklı başında bu insanların kimisi İslam’la şerefleniyor, kimisi ona karşı derin alaka duyuyor, kimisi onun fahrî müdafii oluyor ve onunla şöyle-böyle tanışan herkes hiç olmazsa önyargılarından kurtulup dostlar arasına giriyor. Onlardan biri Kur’ân’la azıcık meşgul olunca, “Allah Allah, biz şimdiye kadar müslümanlığı böyle bilmiyorduk; demek ki, yanlış tanımışız, şartlanmışlıklarımıza takılmışız. Meğer, İbrahim’in başına Halîlullah tacını konduran, Musa’yı Kelîmullah olarak tanıtan, Süleyman’ı asıl peygamberlik tahtına oturtan ve İsa’yı Kelimetullah diye anlatan bizim elimizdeki metinlerden daha çok Kur’ân’mış!..” diyor ve ondan ayrı geçen yıllarına üzülüyor, âh çekiyor.

207