İçeriğe geç

Bazı şeyler de vardır ki, bunlar dinin emretmediği, şahsın kendi kanaat ve kararının bir sonucu olan hususlardır. Meselâ, nefsini dizginleme yolları arayan bir insan, “Ben günde bir öğün yemek yiyeceğim.” diyebilir ya da “Bir yabancı memlekette, vatanıma hasret yaşasam da, dört beş sene Rabbimi anlatacağım.” diye kendi kendine söz verebilir. Cenâb-ı Allah’ın, o insanın söylediği şekilde bir teklifi yoktur; öyle bir vazife tahmil etmemiştir kuluna. İnsan, bunları, o şekilde yapmazsa sorumlu olmaz; fakat yaparsa, fedakârlığının karşılığını görür. Bu fedakârca bir davranıştır.

Kezâ, insanın mânevî hayatı adına bir derinleşme mevzuu ve ilme’l-yakîni ayne’l-yakîn seviyesine yükseltme, kabilse onu hakka’l-yakîn sınırına götürme hususu da insana teklif edilen şeylerden değildir. Fakat bir insan bunların arkasında olursa; Allah indinde, derinleşmesinin mükâfatını görür.

Bir toplum da, “teklif-i mâ lâ yutak” olmamak üzere bazı hususlarda aralarında mütabakat sağlarsa; meselâ, “Ülkemizin dört bir yanında eğitim faaliyetlerine katkıda bulunalım. Her birimiz millî kalkınmanın gönüllü erleri olarak çalışalım. Yarının ümidi nesillerimizi seviyeli yetiştirelim.” der ve bunun gereklerini yerine getirirse; bu duygu, karar ve salih amel her türlü takdirin üstündedir. Fakat bu da güç yetirilmez bir işin omuza yüklenmesi demek değildir.

Dinimizde, “Bu ağır yükü götüremiyorum” denebilecek hiçbir mesuliyet yoktur ve böyle bir sözü söylemek sadece bir mazeret ve bahaneden ibarettir, yanlıştır.

Takvanın İki Buudu

Soru: Üstad Hazretlerinin “Sanmayın ki Müslümanlar dünyayı bilmiyorlar” ifadesini ve bazı insanların bunu böyle zannetmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

156