Meşîet-i sübhâniye esas olsa bile Matüridî’ce bir mülâhazayla yaklaşıyoruz meseleye; insan iradesine Allah (celle celâluhu) o kadar değer veriyor ki, bu kâinatları var eden o müthiş, o muhteşem, baş döndüren kudret ve iradesini bir yönüyle ona göre hareket ettiriyor. İnsan iradesine değer verme… İster siz ona Üstad’ın Kader Risalesi’ndeki yaklaşımıyla bir meyelân deyin, isterseniz meyelândaki tasarruf deyin (iki tarafı eşit olan iki noktadan bir tanesi hakkında seçiminizi kullanma şeklinde bir tasarruf).5 Onu o küllî iradesinin tecellîsine ve illet-i tâmme diyebileceğimiz şeyin tezahürüne vesile yapmış. Onunla insan â’lâ-yı illiyyîn-i kemâlâta çıkar. Ahsen-i takvîme hakikî mazhariyetini gösterir. Bu şekilde, potansiyel olarak ahsen-i takvîme mazhar olan insan, realite planında da ahsen-i takvîme mazhar olur.
Bu durumda yukarıdaki sözü, onu söyleyen insanın durumuna, karakterine, hâline göre değerlendirmek lazım. Fakat genel mânâda “Ben değişmem, mahiyetim bu, Allah beni böyle yaratmış!” diyen insan kendine mazeret arıyor demektir ve bu söz kat’iyen doğru değildir. Ama “Herkes kendi karakterinin gereğini ortaya koyar.” şeklinde bir anlayışı seslendiriyorsa, bu doğrudur. Şâh-ı Geylanî de büyüktür, Muhyiddin İbn Arabî de. Hasan Şazelî de büyüktür, İbn Beşiş de. Diğer aktâb-ı kirâm efendilerimizin hepsi de çok büyüktür. Fakat herkesin mahiyeti, bir yere kadar o kimseye yol verir. O şahıs da kendi arş-ı kemalatına kadar; kendi varış ipini göğüslediğinden daha ilerisinin olmadığını zannederek, “Dahası yok” diyebileceği noktaya kadar yükselir ve öyle der. Ve artık sanır ki, onun yükseldiği noktadan daha ileri giden olmamıştır.
Dipnotlar
- 5 Bediüzzaman, Sözler s.508 (Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Altıncısı).