İçeriğe geç

Hz. Osman’ın (radıyallâhu anh) böyle bir firasetinden bahsederler. Camiye gelirken bir sokaktan geçme esnasında gözü harama ilişen bir sahabiyi üslûbunca ikaz ettiğini anlatırlar. Zaten, mü’min, Allah’ın nuruyla, basiret ve firasetle bakmıyor mu etrafına? Aranızda öyleleri vardır ki, sizin gözünüzden üç yüz mânâ okurlar. Fakat başkaları kendi görmeleri sınırlı olduğu için onun okumasına bir mânâ veremezler; o da Allah’ın sırrını vermemek için saklar kendini. Eşyanın melekûtuna açık gözler kim bilir daha ne kadar şey okuyor insanın gözünde, ağzında, kulağında, burnunda, yürüyüşünde ve duruşunda?

İşte, âh bir görülse, hata, nisyan ve günahlar ne yaralar açıyor gönüllerde!… Ah bir bilinse, bu gulyabânîler ne katliamlar yapıyor kalb ve ruh ufkunda!…

“Ben Değişmem, Benim Fıtratım Bu” Mazeretleri

Soru: Bazılarına yanlışlıklarıgösterildiğinde “Ben değişmem, ben buyum. Benim fıtratım bu!” şeklinde mazeretler ileri sürüyorlar. Bu mazeretlerin doğruluk payı var mıdır?

Cevap: Öncelikle, “Ben değişmem, ben buyum!” diyen kimse hiç değişmez. Çünkü değişmeye niyeti yoktur. “Ben değişmem, ben buyum!” sözü bir bakıma doğrudur. İnsanlar hiçbir zaman bütün bütün değişmezler. Çok ciddî presten geçseler bile kendi hususiyetlerini hâlâ üzerlerinde barındırırlar. Yani, üzümün şırası, üzüm şırası olur; kayısınınki kayısı şırası… Arpanınki de boza olur. Hepsi de sıvıdır, hepsinin ekşi, az buruk tatları vardır. Birbirine benzerler; ama yine de kendilerine ait bazı hususiyetleri vardır. İşte bu söz “Herkes kendidir.” mânâsına bir bakıma doğrudur. O kastediliyorsa, bu, insanın ruh hâletiyle, psikolojik durumuyla alâkalıdır.

143