Bu konuda dikkat edilecek önemli diğer bir husus da, samimi olduğumuz yakın arkadaşlarımızdan bir-iki insanla eğri büğrü, yamuk yumuk hâlimizi onların tembihiyle görme adına karşılıklı bir akitte bulunmamızdır. Yani bu kişilerle aramızda öyle bir kardeşlik tesis edeceğiz ki, Kur’ân ve Sünnet zaviyesinden gördükleri eksiklerimizi, eğri büğrü yanlarımızı rahatlıkla bize söyleyip ikazda bulunabilecekler. Meselâ namaz, bir mü’minin hayatındaki en ehemmiyetli, en ciddi bir iştir. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan buyuruyor ki: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ اَلَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ“Şüphesiz, namazı huşû içinde eda edenler kurtuldu.”4 Her şeyden mefhûm-u muhalif çıkarmak doğru olmasa da –zira onun kendine göre bir kısım şartları ve kaideleri vardır– bu âyetin mefhûm-u muhalifi alınacak olursa şunu söyleyebiliriz: Namazını hudû ve huşû ile, kalb havasının esinti ve feveranlarına, kalbde oluşan heyecanlara göre eda etmeyenler kurtulamazlar. Evet, namaz derin bir konsantre ile kulluğa kilitlenmeyi, iç-dış bütünlüğüyle Allah’a teveccühte bulunmayı ve onun her bir rüknünü eda ederken saniye ve saliseleri vicdanında duyarak, yaşayarak ikame etmeyi iktiza eder. Yani namaz insanın kalb, vicdan ve hisleriyle onunla bütünleşmesini gerektirir. Bu yönüyle namazın gaflete tahammülü yoktur. İşte benim mukavelede bulunduğum, sözleştiğim arkadaşım, namazımı bu derinlikleriyle ikame etmediğimi gördüğünde beni uyarmalı ve “Allah aşkına senin konumunda bulunan bir insanın namazı böyle mi olmalı! Millet sizin gibi insanların namazına bakıp ona göre hareket ediyor. Eğer insanlar sizin bu namazınıza bakıp “Namaz böyle de kılınırmış?” der ve namazlarını verip veriştirirlerse, ötede hâlimiz nice olur!” demelidir.
Dipnotlar
- 4 Mü’minûn sûresi, 23/1-2.