İşte ihtimal, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), o toplum içinde Hazreti Ömer ve Ebû Cehil gibi kimseleri gözüne kestirmişti. Onların İslâm için çok faydalı olabileceklerini, onlar vesilesiyle nice insanın kurtuluşa erebileceğini düşünüyordu. Elbette ki hidayetleri için dua ettiği kimseler bu iki zattan ibaret değildi. Belki pek çok kimsenin hidayeti için tek tek isimlerini zikrederek Cenâb-ı Hakk’a yalvarıp yakarıyordu. Meselâ, onlardan biri Seyyidina Hazreti Hâlid (radıyallâhu anh) idi. Müslüman olmak için huzur-u risaletpenâhîlerine geldiğinde Kâinatın İftihar Tablosu ona, “Hamdolsun Allah’a ki, seni hidayete erdirdi. Ben zaten senin gibi akıllıbir insanın İslâm’a yöneleceğini umuyordum.”7 demişti. Demek ki, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), Hazreti Halid ve onun gibi din-i mübîn-i İslâm’a hizmet edebilecek, toplum içinde parmakla gösterilip gözünün içine bakılan şahısların iltihakını bekliyor ve onlar için dua ediyordu. Bizim gibi sıradan insanların bile, bazı zatlar hakkında, “Allahım, onun kalbini imanla doldur, hem öyle doldur ki, tepeden tırnağa âdeta her tarafında iman nümayan olsun.” diyerek dua ettiğimizi düşünecek olursanız, o En Büyük Mübelliğ’in bu konuda nasıl yana yakıla yalvardığı zannediyorum daha iyi anlaşılacaktır.
Dipnotlar
- 7 Bkz.: İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 4/252; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 16/228.