Çünkü insan kimi zaman kendisi farkında olmasa da, başkalarının gıpta damarını tahrik edip nefsanî ve şeytanî duygularını tetikleyebilir. Meselâ gönüllüler hareketi içinde bulunan fedakâr bir arkadaşınızı güzel hizmetlerinden dolayı öyle takdir eder, öylesine alkışlarsınız ki, siz hiç farkına varmasanız da, bu alkış ve takdirlerle aynı kıbleye yöneldiğiniz, aynı secdeye baş koyduğunuz mü’min bir kardeşinizin gıpta damarını tahrik etmiş olabilirsiniz. Bundan dolayı herkesin hissiyatını hesaba katma, mevcudiyetinizi hazmedemeyen insanların haset, gıpta, rekabet ve tenafüs duygularını tetiklememe çok önemlidir. Bunun için de bizim bütün mü’minlere karşı zillet ölçüsünde derin bir tevazu ve mahviyet anlayışı içinde olmamız, aidiyet mülâhazasından veya aidiyet mülâhazası gibi anlaşılabilecek söz ve beyanlardan, tavır ve davranışlardan alabildiğince uzak durmamız gerekir. Evet, hiçbir mü’mine olumsuz bir söz söylettirmeme ve onları yanlış yorumlara sevk etmeme bizim mü’min kardeşlerimize olan re’fet, şefkat ve düşkünlüğümüzün bir gereğidir. O hâlde Allah rızası istikametinde yapılan en masum işlerde dahi bu husus asla göz ardı edilmemelidir.