İçeriğe geç

Soruda dile getirilen, günahın çeşidine göre tevbe edilmesi mevzuu da, hakikaten üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir husustur. Çünkü tevbe mücerret bir pişmanlık duygusu olmadığı gibi, sadece dille ifade edilen bir af talebi demek de değildir. Elbette ki, gönülden nedamet ve el açıp istiğfarda bulunmak tevbe adına çok önemlidir. Ancak, sahih bir tevbe için, aynı zamanda, ne tür bir günah işlenmişse, onun bir daha tekerrür etmemesi adına, fevt ve ihmal edilen şeylerin telafi edilmesi, o günahın yaptığı tahribatın giderilmeye çalışılması ve yeniden o günahı netice verebilecek hususlara karşı sağlam ve kararlı bir duruş ortaya konulması gerekir. Meselâ, bu coğrafyanın insanı, bir dönem, kendini gaflete salıp uyanık davranmadığından ötürü, yabancı duygu ve düşünceler tarafından ele geçirilmiş ve kuşatma altına alınmışsa, böyle bir gaflet günahının tevbesi, bir perşembe akşamında, merasim şeklinde dile getirilen istiğfar cümleleriyle gerçekleştirilemez. Bir bakın Allah aşkına, bugün milletimiz ve İslâm dünyasının üzerinde kaç çeşit vesayet var! Ekonomik vesayet, kültürel vesayet, üstü örtülü siyasî vesayet ve daha nice vesayet. Eğer bu çeşit çeşit vesayetler, bizim, şahsî çıkar ve menfaat peşinde koşmamız, egoistçe tavır ve davranışlar içine girmemiz, enaniyet ve benlik duygusuyla iftiraklara sebebiyet vermemiz… gibi azim günahların bir neticesi ise, o zaman yapmamız gereken vahdet-i ruhiyeyi temin için benlik ve enaniyetimizi ayaklar altına almak, şahsî menfaatlerimizi düşünmeyi bir kenara bırakıp milletimizi ve onun ikbal ve geleceğini düşünmek olmalıdır. Evet, inanan insanlar olarak bu şekilde çeşit çeşit vesayet altında bulunmak öyle bir cinayet ve öyle bir günahtır ki, işlenen bu günahın vebalinden kurtulmak için “onurum, gururum” demeden, enaniyetimizi ayaklar altına almamız; alıp vifak ve ittifak adına ölesiye bir gayret sergilememiz gerekir. İşte bu duygu ve düşünceyle, muzdarip ve içten bir edayla, dilimizle de, “Allahım, ne olur, bahtına düştük. Bizi affeyle ve bizi kendimize getir. İhmal ettiğimiz sahalardaki boşlukları doldurmak için bize güç, kuvvet, irade ver; fırsat ve imkân lütfeyle!..” diye yalvarıp yakarmalıyız.

302